KePKxbne

Tüp Bağlama

Aile planlaması yöntemlerinden biri olan tüp bağlama, tıp dilinde tüp ligasyonu olarak tanımlanır. Yumurtalıklar ile rahim arasında yer alan fallop tüplerinin cerrahi yöntemlerle bağlanması ile kadın üreme hücresi olan yumurtanın rahme inişi engellenir. Son derece başarılı olan bu doğum kontrol yöntemi, sezaryen ile doğum sırasında yapılabileceği gibi ayrı bir operasyon olarak laparoskopik cerrahi yöntemi ile de yapılabilir. %99 oranında koruma sağlayan tüp bağlama işlemi sırasında fallop tüpleri, cerrahi bir araç olan kıskaçla bükülerek bağlanır. Böylece sperm hücresi, rahme ulaştıktan sonra döllenmenin gerçekleşeceği fallop tüplerine çıksa bile bu bölgede yumurta bulunmadığından döllenme gerçekleşmez. Üreme çağındaki hemen her yaştan kadına uygulanabilen tüp bağlama yöntemi, kalıcı bir aile planlaması yöntemidir. Farklı bir deyişle tüplerini bağlatan kişinin düzenli olarak işlemi tekrarlatması, ilaç kullanması gibi gereksinimleri olmaz. Tüp bağlama ameliyatı sırasında fallop tüpleri kıskaçla bağlanabileceği gibi yumurtalık kanseri riski bulunan kişilerde tüplerin tamamen alınması ile de yapılabilir. Fallop tüpleri alınarak yapılan tüp bağlama işleminden sonra kişi bir daha doğal yollardan çocuk sahibi olamaz. Ancak kıskaçla bükülerek gerçekleştirilen operasyon türlerinde bu işlem kısmen geri döndürülebilir niteliktedir. Ancak unutulmamalıdır ki, tüp bağlama işlemi nasıl yapılırsa yapılsın kişiyi cinsel hastalıklardan korumaz. Tüp bağlama yönteminden sonra kişinin cinsel isteği, âdet düzeni, vücut yapısı olduğu gibi korunur. Bu yöntem ile kişi ömür boyunca gebelikten korunabilir.

Tüp bağlama yöntemi nedir?

Tüp ligasyonu ya da tüp sterilizasyonu olarak da bilinen tüp bağlama yöntemi, bir tür doğum kontrol yöntemidir. Tüplerini bağlatan kişinin doğal yollardan gebe kalması neredeyse mümkün değildir. Tüp bağlama yönteminin gebeliği nasıl önlediği konusunu açığa kavuşturmak için üremenin nasıl gerçekleştiğini ve kadın üreme sisteminin nasıl çalıştığını anlamak gerekir. Kadın üreme sistemi, beyinde yer alan hipotalamus bölgesinin yine beyinde bulunan hipofiz bezini uyarmasıyla başlar. Uyarılan hipofiz bezi LH ve FSH hormonlarını salgılar. Kan dolaşımına katılan bu hormonlar, yumurtalık rezervine ulaştığında yumurtaların bir kısmının olgunlaşmasını sağlar. Olgunlaşan yumurtalar arasında en sağlıklı olanı, içinde bulunduğu folikülü çatlatır ve ardından yumurtalıklarla rahim arasında bir kanal görevi gören fallop tüplerine atılır. Yumurtanın fallop tüplerinde erkek üreme hücresi sperm ile karşılaşması durumunda döllenme gerçekleşir. Ardından döllenen yumurta, rahime ilerler ve embriyo gelişimini burada sürdürür. Tüp bağlama yönteminde yapılan işlem, döllenmenin gerçekleştiği fallop tüplerinin cerrahi olarak bağlanmasıdır. Dolayısıyla yumurtalık ile rahim arasındaki bağlantı kesilir. Yumurta ve sperm bir araya gelemez ve böylece gebelik önlenir. Tüp bağlama işlemi, tüplerin bağlanması, yakılması, kesilmesi ya da tüplerin tamamen alınması ile yapılabilir. Bu noktada hangi yöntemin seçileceği kişinin tekrar gebe kalmak isteyip istemediğine bağlıdır. Kişi bir daha kesinlikle doğal yollardan gebe kalmak istemiyorsa tüpler kesilerek ya da yakılarak bağlanabilir.

Tüp bağlama ameliyatı nasıl yapılır?

Tüp bağlama yöntemi, daha fazla çocuk yapmak istemeyen, tübal rahatsızlığı ya da yumurtalık kanseri riski bulunan kişilere ve gebeliğin anne adayının hayatı için riskli olduğu, var olan genetik bozuklukların çocuğa aktarılmasının önlenmesi gibi durumlarda uygulanır. Operasyondan önceki aşamalarda kişi, hekimiyle birlikte bu yöntemin kendisi için en iyi yöntem olup olmadığına karar vermelidir. Ameliyattan ya da sezaryen ile doğumdan önce hastaya damar yolu açılır. Kişi için uygun olan anestezi türü uygulanır. Laparoskopik cerrahi yöntemi ya da halk arasında yaygın olarak bilinen adıyla kapalı ameliyat türünde göbek deliği yakınına küçük kesiler açılır. Bu kesilerden operasyonun yürütülmesine olanak tanıyan optik görüntüleyici ve cerrahi el aletleri sokulur. İşlem sırasında görüş alanının ve hareket alanının genişlemesi için karın bölgesine karbondioksit gazı verilir. Ardından fallop tüpleri bağlanır. Cilt yüzeyindeki kesilerin kapatılmasının ardından operasyon tamamlanır ve hasta uyandırıldıktan sonra dinlenmesi için hasta odasına alınır. Operasyonun ardından ilk saatlerde anesteziye bağlı olarak bulantı hissinin olması normaldir. Ağrının şiddetine bağlı olarak kişiye mevcut damar yolundan ağrı kesici ilaçlar verilebilir. Birkaç saat sonra kişi beslenebilir. Tüp bağlama işleminin ardından kişi, aynı gün veya ertesi gün taburcu edilir. İlk 24 ila 36 saat boyunca bir miktar ağrının olması normaldir. Bu ağrı, operasyon sırasında verilen karbondioksit gazından kaynaklanır. Laparoskopik yöntemle yapılan diğer tüm cerrahi operasyonlarda olduğu gibi tüp bağlama işlemi sonrasında da kesi alanı az olduğu için iyileşme hızlıdır.

Tüp bağlama yöntemi adet düzensizliğine yol açar mı?

Tüp bağlama yönteminde kişinin yalnızca yumurtalıkları ile rahmi arasındaki bağ kesilir. Farklı bir deyişle kişinin üreme ya da endokrin sistemine müdahalede bulunulmaz. Kişinin hormonal düzeninde bir değişiklik olmaz. LH ve FSH hormonları, önceden olduğu gibi salgılanmaya devam eder. Hormonların salınımına bağlı olarak yumurtalıklarda bulunan yumurtalar aynı şekilde olgunlaşmaya, çatlamaya ve fallop tüplerine atılmaya devam eder. Gebeliğin oluşmadığı durumlarda olduğu gibi rahim duvarı olarak bilinen endometrium kalınlaşmaya ve incelmeye devam eder. Yani kişinin âdet döngüsünde bir farklılık olmaz. Kalınlaşan rahim duvarı, önceden olduğu gibi hormonların etkisiyle incelir ve rahmin iç dokusu, bir miktar kanla birlikte vajinal yoldan vücut dışına atılmaya devam eder. Dolayısıyla kişi, eski düzeninde âdet görmeye devam eder. Diğer bir deyişle tüp bağlama işlemi ile âdet düzensizliği arasında bir ilişki bulunmaz.

Tüp bağlama yöntemi menopozu tetikler mi?

Tüp bağlama yönteminde fallop tüpleri bağlanarak, sadece kadın üreme hücresi olan yumurta ile spermin fallop tüplerinde bir araya gelmesi engellenir. Tüp bağlama operasyonu sonrasında kişinin hormonal düzeninde bir değişim olmaz. Dolayısıyla kişinin menopoza girmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Kişi normal süreçte yaşamına devam eder. Kişinin cinsel isteğinde, âdet düzeninde, hormonal dengesinde bir farklılık yaşanmaz.

Tüp bağlama yöntemi sonrasında tekrar hamile kalınabilir mi?

Son derece etkili bir doğum kontrol yöntemi olan tüp bağlama yöntemi öncesinde kişinin tekrar hamile kalmak istemediğinden emin olması gerekir. Bu konuda kişinin aklında en küçük bir şüphe bile bulunmaması gerekir. Gelecekte gebe kalmak isteyen kişilerin bu yöntem yerine farklı doğum kontrol yöntemlerine yönelmesi önerilir. Tüp bağlama yönteminde yapılan işlem, mikrocerrahi yöntemleri ile geri döndürülebilir olsa da kişinin doğal yollardan gebe kalma ihtimali yarı yarıya düşer. Farklı bir deyişle tüp bağlama yöntemi sonrasında doğal yollardan gebelik elde edilme şansı düşüktür. Oluşan gebeliklerin ise dış gebelik ile sonuçlanma ihtimali yüksektir. Tüp bağlama işleminden sonra doğal yollardan gebelik şansı düşük olsa da üremeye yardımcı tüp bebek yöntemi ile gebe kalınabilir. Çünkü bu yöntemde anne adayının yumurtalıklarında olgunlaşan yumurta, laboratuvar ortamında baba adayının spermi ile döllendikten sonra meydana gelen embriyo, anne adayının rahmine yerleştirilir.

Tüp bağlama yöntemi kimler için uygundur?

Son derece etkili bir aile planlaması yöntemi olan tüp bağlama yöntemi, kişiyi ömür boyu gebe kalmaktan korur. Kişi tekrar gebe kalmak isterse tüp bağlama işlemi mikrocerrahi yöntemiyle yapılan işlemle geri döndürülse de bu işlem sonrasında kişinin doğal yollardan gebe kalması mümkün olmayabilir. Bu yüzden tüp bağlama ameliyatı öncesinde alınan karar, tekrar tekrar değerlendirilmelidir. Tüp bağlama yöntemi, tekrar çocuk sahibi olmak istemeyen, tıbbi gerekçelerle çocuk sahibi olmak istemeyen, bilinçli ve gönüllü olarak karar veren kişiler için uygundur.

rahim-agzi-sorunlari-ve-hpv-asisi-20

HPV Aşısı

Kadın genital sisteminde siğil tarzı lezyonlara neden olan HPV rahim ağzı kanserinin en önemli etkenidir. Meme kanserinden sonra rahim ağzı kanseri en sık ölüme neden olan ikinci kanser türüdür.

HPV Aşısı Nedir?

Kadın genital sisteminde siğil tarzı lezyonlara neden olan HPV (Human Pailloma Virüs) rahim ağzı kanserinin en önemli etkenidir. Günümüzde meme kanserinden sonra rahim ağzı kanseri kadınlarda en sık ölüme neden olan ikinci kanser türüdür. HPV’nin rahim ağzı kanseri üzerindeki bu etkinliğinden dolayı, 1990 yıllardan itibaren yapılan yoğun çalışmaların sonucunda 2007 yılında rahim ağzı kanserini önlemeye yönelik HPV aşısı geliştirilmiştir.

HPV cinsel yolla bulaşan ve kadın genital siteminde siğil oluşumuna ve daha ileri aşamalarda da rahim ağzı kanserine neden olabilen bir virüsdür. HPV aşısı kadında direk rahim ağzı kanserine yol açan HPV tip 6, 11, 16, 18 virüslerine yönelik geliştirilmiş bir aşıdır. Bu aşının kullanımı ile kadında genital siğil ve rahim ağzı kanseri gelişiminin önüne geçilmiş olur.

HPV Aşısı Kimlere Uygulanır?

HPV aşısı özellikle hiç cinsel ilişkiye girmemiş, 9 ve 26 yaşları arasındaki kadınlarda önerilir. İlerleyen yaşlarda, 40 yaşlarına kadar aşının yapılması önerilmektir. Amaç daha önce hiç virüsle karşılaşmamış kadınlarda, cinselliğin başlaması ile olası HPV enfeksiyonu riskini tamamen ortadan kaldırmaktır. Eğer kadının daha önceden cinsel yaşantısı varsa öncelikle smear testi ile HPV tiplemesi yapılmalıdır. Smear testinde kansere neden olabilecek HPV tip 6, 11, 16, 18 tespit edilmemişse, HPV aşısı uygulanmalıdır.

Kaç Çeşit HPV Aşısı Vardır?

Halen iki tip aşı uygulanmaktadır. Merck firması tarafından üretilen Gardasil (kuadrivalan) ve Glaxo Smith Kline firması tarafından üretilen Cervarix (bivalan) aşıları. Gardasil HPV tip 6, 11, 16, 18’e benzer moleküler yapıdadır ve bu tiplere karşı koruyucu özelliği gelişmiştir. Cervarix ise tip 16 ve 18’e benzer moleküler yapıdadır ve kadında rahim ağzı kanseri, prekanseröz (kanser öncüsü) lezyonlar ve genital siğillerin (kondilom) gelişimini önler.

HPV Aşısı Nasıl Etki Eder?

HPV virüsü ile henüz hiç temas etmemiş veya çok yakın zamanda temas etmiş kişilerde HPV aşısının uygulanması ile virüse benzer partiküller içeren bu aşı, vücudun bağışıklık sistemini uyararak bu virüse karşı koruyucu antikorların gelişimini sağlamaktadır. HPV aşısı canlı aşı değil, rekombinant bir aşıdır. Vücut üzerinde hastalık yapıcı etkisi yoktur.

HPV Aşısı Nasıl Uygulanır?

HPV aşısı üç doz halinde uygulanır. Gardasil 0, 2.ay ve 6.aylarda, Cervarix ise 0, 1.ay ve 6.aylarda uygulanır. Oluşan antikor titresi uzun süre yüksek seviyede kalır. Aşının etkinliğin daha uzun süre yüksek kalması amacıyla ilk dozdan sonra 2. ve 3. dozların yapılması gereklidir. HPV aşısı kas içine uygulanır.

HPV Aşısının Yan Etkisi Var Mıdır?

HPV aşısının bilinen majör bir yan etkisi yoktur. Diğer aşılarda olabileceği gibi uygulanan bölgede minimal alerjik reaksiyonlar, kızarıklık veya şişlik gelişebilir.

HPV Aşısının Tedavi Edici Etkisi Var Mıdır? 

HPV enfeksiyonu geçirmiş kadınlarda hangi tip HPV’ye karşı bağışıklık geliştiği bilinmediği için smear testi yapılarak HPV tip 6, 11, 16, 18 geçirip geçirmediği ortaya konmalıdır. Eğer bu tipler tespit edilmediyse HPV aşısı uygulanabilir.

Bu konuda yapılan çalışmalar, virüsle karşılaşmış olan örneğin genital siğili (HPV tip 16) olan bir kişinin koruyucu olarak aşı olması bu lezyonu tedavi edici etkisi olmayacağı yönündedir ancak diğer tiplerle olası karşılaşma riski olanlar için aşının korunma amacıyla uygulanabileceğini göstermektedir.

HPV Aşısı Erkeklerde Uygulanabilir Mi?

HPV cinsel yolla bulaşan bir virüsdür ve erkeklere de uygulanabilir. Kadın cinsel temasla erkekden bu virüsü alır yani erkekler HPV virüsün taşıyıcısıdır. Korunma amaçlı yapılan aşının erkek genital bölge siğilleri üzerinde tedavi edici etkisi yoktur. HPV aşısından sonra ne sıklıkla genital muayene ve kontroller yapılmalıdır? Yapılan çalışmalar, HPV aşısının daha önce hiç virüsle temas etmemiş kadınlarda çok yüksek oranda kouyucu etkisini göstermiştir. Ancak yine de rutin muayene ve yıllık servikal smear testlerinin uygulanması önerilmektedir.

HPV Aşısı Hamilelerde Uygulanabilir Mi?

HPV aşısı hamilelik döneminde uygulanması önerilmez ancak emzirme döneminde yapılmasına engel bir durum yoktur. HPV aşısı canlı virüs içeren bir aşı değildir yani rekombinant bir aşıdır. Bu nedenle bir şekilde aşı yapıldığı süreçde hamilelik gelişmişse, gebeliğin sonlandırılması önerilmez. HPV aşısının koruyucu antikor düzeyi 2. dozdan sonra başlayacaktır. Eğer 1. dozdan sonra gebelik gelişmişse, doğum sonrası 3 dozun yeniden planlanması gereklidir.

Eğer 2. dozdan sonra gebelik oluşmuşsa, o zaman sadece 3. doz doğum sonrası planlanacaktır. HPV bilinen en sinsi virüslerden biridir. Bir şekilde hücre içine yerleştikden sonra yıllar sonra rahim ağzı kanserine neden olabilir.

images

Çikolata Kisti

Endometriozis ve çikolata kistlerinin tanı ve tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım ile hizmet sunuyor. Endometriozis’n tanı ve tedavisi; hastanın yaşı, gebelik isteği ve şikayetleri dikkate alınarak planlanıyor.

Şiddetli periyodik ağrı, adet sırasında yoğun kanama, kısırlık ve ilişki sırasında ağrı gibi şikayetler Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlarının yanı sıra gerektiğinde Genel Cerrahi, Üroloji, Gastroenteroloji ve Psikolog tarafından değerlendiriliyor. 

Hekimler, düzenli olarak gerçekleştirdikleri vaka toplantılarında hastanın durumunu değerlendirip tedavisini planlıyor.

Çikolata Kisti Nedir?

Çikolata kisti, endometriozis hastalığı sonucunda oluşan bir kist türüdür. Genel olarak endometriozis hastalığı olan birçok kadında çikolata kistine de rastlanır.

Çikolata Kisti (Endometrioma) Nedir?

Yumurtalıklar kadınlar için yumurta üretimi dışında pek çok hormon (andorjen, estrojen, progesteron vb.) salgılayarak çok önemli rol oynarlar. Endometriozisin yumurtalıklarda bulunması da yumurtalığı olumsuz yönde etkilemektedir. 

Rahim içi zarının, bir başka deyişle endometrium tabakasının rahim dışında (örneğin; karın boşluğunda, yumurtalıklarda veya vücudun herhangi bir yerinde) oluşmasına endometriozis deniyor.

Normalde sadece rahim içinde bulunan, adetten sonra kalınlaşarak bebeğin yerleşmesini sağlayan ve her adet dönemin atılarak yenilenen bu endometrium dokusunun yumurtalıklarda bulunması aynı şekilde adet benzeri kanamalara yol açarak yumurtalık içinde koyu eski kahve renkli kan birikmesi sonucu çikolata kistine (Endometrioma) yol açmaktadır. 

Bu kistlerin içerisinde biriken sıvının eski adet kanı gibi koyu kıvamda ve rengi çikolata rengine benzemesi nedeniyle böyle adlandırılıyor. Normal adet dönemlerinde görülen fonksiyonel kistlerin aksine bu kistler gerileyip kaybolmazlar.

Endometriozis Hastalığı Olan Her Kadının Çikolata Kisti Var Mıdır?

Çikolata kistleri yaklaşık hastaların dörtte birinde (%28) her iki yumurtalığında birden bulunur. En sık 25-34 yaş grubu arasında görülen endometriozis hastalığı kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen, yani aslında oldukça yaygın bir sağlık sorunudur. 

Endometriozisi olan hastaların % 17-50 oranında çikolata kisti bulunmaktadır. Çikolata kistleri üreme çağındaki kadınların % 15 inde; infertilite sorunu olan kadınların % 30 unda bulunmaktadır.

Çikolata Kisti (Endometrioma) Kimlerde Görülür?

Endometriozis hastalarının %60-70’inde ağrı görülür. Bazı kadınlarda hiç semptom vermez, ameliyat ya da ultrasonografide görülür. Nedeni tam olarak bilinmeyen endometriozis kadının yaşam kalitesini bozabilen pek çok soruna yol açabiliyor.

Çikolata Kistinin (Endometrioma) Belirtileri

Çikolata kisti olan hastalarda da endometriozisin tüm belirtileri (ağrı, infertilite) görülebilir. Bazı hastalarda hiçbir şikayet olmayabilir. Normal jinekolojik muayenede saptanabilir. Bu kistler çok büyürlerse ağrı, kist cidarının (duvarının) yırtılması gibi ciddi problemlere neden olabilir ve endometrioma (çikolota) kistlerinde çok nadiren de olsa kist çeperinde kanser gelişebilir.

Çikolata Kisti (Endometrioma) Tanısı

Çikolata kisti tanısında jinekolojik muayene ve ultrasonografik inceleme yardımcı olmaktadır. Yumurtalığın diğer kistlerinden ayırt edilmesi gerekmektedir. Muayene sırasında saptanan yumurtalık kistlerinin ayırıcı tanısında transvajinal ultrasonografi çok önemli rol oynar. 

Çikolata kistlerinin tanısı ultrasonografi ile konulabilmektedir. Ultrason ile tümoral kist olma olasılığı varsa ameliyat yapılması gerekir.

Ayrıca kanda bazı tümör belirteçlerinin ölçümü tanıda yardımcı olur. En yaygın olarak kullanılanı Ca125 ve HE 4’tür. Endometriozis ve çikolata kisti saptanan hastada ağrı şikayeti ön planda ise, günlük yaşantısını ve hayat kalitesini olumsuz etkiliyorsa laparoskopik (kapalı) ameliyat önerilebilir.

Çikolata Kisti (Endometrioma) Tedavisi

Endometriozisin kalıcı bir tedavisi bulunmuyor. Bunun nedeni ise hangi tedavi yapılırsa yapılsın bireysel farklılıklar göstermekle birlikte, endometriozisin 2 yıllık tekrarlama sıklığının yüzde 20 dolayında olması ve süre uzadıkça riskin artmasıdır.

İlaç tedavisi veya cerrahi yöntem gibi tedavilerin amacı, şiddetli ağrıyı gidermek ve varsa infertiliteyi (kısırlık) ortadan kaldırıp kadının hamile kalmasını sağlamaktır. Hangi tedavinin uygulanacağına ise hastalığın şiddeti, neden olduğu sorunlar ve hastanın diğer özelliklerine bakılarak karar verilir.

Çikolata Kist (Endometrioma) Ameliyatı

Cerrahinin Kapalı (laparoskopik) olarak yapılması hem sonuçlar hem de hasta rahatlığı yönünden karın açılarak yapılmasına oranla daha iyidir. Ameliyat sırasında çikolata kistleri yumurtalıklara zarar vermeyecek şekilde çıkarılmalı, yapışıklıklar açılmalı ve diğer endometriozis odakları yok edilmelidir. 

Ameliyatta yumurtalık kapasitesine zarar verilmemesi amacı ile mümkün olduğunca atravmatik yöntemler kullanılarak yapılmalıdır.

Herhangi bir şikayeti olmayan ve muayene sırasında tesadüfen çikolata kisti saptanan hastaları bir süre takip etmek en doğru yaklaşımdır. Ca125 değerinin yüksek olması veya kist büyüklüğünün 5 cm’nin üzerinde olması durumlarında ameliyat düşünülebilir. 

Ameliyat öncesinde yumurtalık kapasitesi ultrason ve AMH ölçümü ile değerlendirilmeli ve yumurtalık kapasitesi düşük ve çocuksuz kadınlarda mümkün olduğunca ameliyattan kaçınılmalıdır.

Endometriozis Belirtileri

Endometriozis Belirtileri Nelerdir?

Dünyada ve ülkemizde kadınlarda oldukça sık görülen ve teşhis edilmesi en geç olan hastalıklardan biri endometriozis yani çikolata kistidir. Hemen her 10 kadından birinde görüldüğü ve yaygınlaştığı biliniyor. 

Endometriozis bazı hastalarda hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiği gibi bazı hastalarda ise şiddetli şikayetlere yol açabiliyor. Hastanın rutin olarak gerçekleştirdiği bir kontrol esnasında yumurtalıklarda çikolata kisti olarak ya da bağırsağı döşeyen zarlar üzerinde veya rahmin arka tarafında bağırsaklarla arada nodüler lezyon olarak görülebiliyor.

Endometriyal implantlar (hastalıklı doku) en sık olarak nerede bulunur?

Endometriozis çoğunlukla yumurtalıklarda bulunur, ancak aşağıdaki gibi diğer odaklar üzerinde de bulunabilir:

  • Fallopian tüpleri
  • Rahmi destekleyen bağlar
  • Bağırsaklar
  • Mesane
  • Vajina
  • Vajina ve rektum (bağırsak) arasındaki iç alan
  • Rahmin dış çevresi
  • Kasık boşluğun çevreleyen sınırlar
  • Karın ameliyatından kalma skarlar

Yaygın olarak her 10 kadından birinde görülebilen çikolata kisti, bu hastalığa yakalanmış kişilerin hayatını oldukça zorlaştırabilen bir hastalık. Ayrıca hastalığın yol açtığı şikayetler diğer jinekolojik rahatsızlıklarla benzer özellik gösterdiğinden hastalara doğru teşhisin konması ve tedavi uygulanma süreci uzun zaman alabiliyor. 

Endometriozis kişide beklenmeyen belirtilerle kendini gösterebiliyor bunlardan bazıları: aşırı yorgunluk ve yapılan işe dikkatini toplayamama gibi çok da ilgili olmayacağı düşünülen şikayetler olabiliyor.

Yaygın bulgulardan bazıları aşağıdaki gibidir:

Kronik Yorgunluk

Endometriozis rahatsızlığına sahip kadınlarda görülen ve en az bilinen belirtilerinden biri olan kronik yorgunluk sendromu hastada sürekli yorgunluk hissi ve odaklanma problemlerine yol açabiliyor. Uzun süren bahar yorgunluğu dikkate alınıp endometriozis olma ihtimalini de değerlendirmek gerekiyor.

Bel, sırt, karın, kasık ağrısı

Kadınlarda en sık görülen şikayetler arasında bel ve sırt ağrıları yer alıyor. Bu ağrıların tedavisinin çoğu zaman kadın doğum uzmanlarında olduğu akla gelmiyor. Halbuki uzun süren bel, sırt, karın ve kasık ağrılarının temelinde çikolata kisti olabiliyor. Hastalar bu hastalığı farkedip tedavi için doktora başvurduklarında sosyal aktivitelerden uzak, sıklıkla halsiz ve yorgun olduklarını belirtiyorlar.

Tuvalete çıkmak istememe

Bağırsaklar üzerinde yayılmış halde olan çikolata kisti bağırsağı daraltıyorsa; tuvalete çıkmada şiddetli ağrı oluşabiliyor. Bunun haricinde pelvis (leğen kemiği) içindeki organlarda da sorunlara yol açabiliyor. 

Dışkılama ve idrar yapmak istememe en belirgin şikayetleri arasında yer alıyor. Özellikle idrar yapma sırasında ciddi ağrılar ve yanmalar görülebiliyor bunun sebebi bu organlar birbirine çok yakın oldukları için herhangi birinin hareketi diğer taraftaki lezyonu etkileyip yanmalara ve ağrılara sebebiyet verebiliyor.

Kısırlık

Kısırlık yani infertilite ile endometriozis arasındaki ilişki sıklıkla tartışılan bir konudur. Endometriozis odakları özellikle tüplerde, yumurtalıklarda tıkanıklıklar ve yapışıklıklara neden olabiliyor bu da kısırlığa yol açıyor. Bu hastalık bazı çiftlerin çocuk yapma istekleri üzerine doktora gitmeleri ile de ortaya çıkabiliyor.

Ağrılı cinsel ilişki

Cinsel ilişki sırasında ağrı yaşayan birçok kadın bu sorununun altında yatan jinekolojik bir hastalığın olabileceğini aklına getirmiyor. Bu durum eşler arasında çeşitli sorunlara yol açabiliyor; ilişkiden soğuma, ayrılığa varan ciddi sorunlara neden olabiliyor. Bu yüzden böyle sorunlarda çikolata kistini çikolata kistini düşünmek gerekli olabiliyor.

Şiddetli adet sancısı

Şiddetli adet sancıları sıklıkla hemen her kadında görülebilen ve ağrının şiddetine göre çikolata kisti belirtileri arasında gösterilebilecek en belirgin rahatsızlıktır. Kadınlar bu ağrıların normal olduğunu ve hemen her kadında yaşandığı düşüncesiyle hareket etseler de bu durum jinekologlar tarafından en belirgin özellik olarak gösteriliyor.

Karında gaz ve şişkinlik

Bu hastalığın bir diğer belirtisi ise karında ağrı ve şişkinlik oluyor. Hasta adet döneminde başta olmak üzere karnındaki rahatsız edici şişkinlikten yakınıyor. Bu şişkinliğin altında başka nedenler olabileceği gibi endometriozis tehlikesi de akla getirilmeli.

Depresyon

Bu hastalığın sıklıkla karşılaşılan sebepleri arasında depresyon yer alıyor. Aslında hastalığın yaratmış olduğu rahatsızlıkların bir sonucu olabilecek kronik depresyon belirtisi kişinin günlük işlerinde aksamalara, cinsel sorunlara ve isteksizliklere, kronik yorgunluğa ve dolayısıyla hayattan zevk alamama durumuna kadar gidebiliyor.

Yukarıdaki bulgulara sahip kişilerin; bulgularının sebebi başka durumlardan da kaynaklanabileceği için, doktorlarına danışmaları gerekmektedir.

Endometriozis kısırlıkla nasıl bağlantılıdır?

Endometriozis kısırlığın en temel üç sebebinden biri sayılmaktadır. Hafif veya orta derece vakalarda dahi kısırlık olabilir. Bu tür vakalarda yapışıklıkları, kistleri ve hastalıklı dokuları ortadan kaldırmak için yapılan ameliyat doğurganlığı geri getirebilir. Ancak bazı vakalarda (düşük bir oran) kadınlar doğurganlığını geri kazanamayabilir. Endometriozisin doğurganlığı nasıl etkilediği kesin olarak anlaşılamamıştır.

Endometriozisin yumurtanın, yumurtalıktan salınımını etkilediği ve fallopian tüplere ulaşımını engellediği düşünülmektedir. Öne sürülen başka mekanizmalardan bir tanesi de döllenen yumurtanın rahim içine tutunmasını engelleyen rahim duvarındaki değişikliklerdir.

Endometriozis Nedir?

Endometriozis hastalığının ismi “endometrium”dan (rahmin iç duvarını oluşturan dokudan) geliyor. Endometriozisli kadınlarda, endometriumu oluşturan hücreler, rahim dışında başka organlar üzerinde yerleşim gösteriyor. 

Bu yerleşim genellikle yumurtalık, tüpler gibi diğer üreme organları, karın boşluğu veya uzak organlarda olabiliyor.

Doku, adet kanamasında görülenin aksine kendini vücuttan dışarı atamaz ve bu dokudan kaynaklanan kanama çevredeki dokularda enflamasyon ve şişmeye sebep olur. Bu süreç bölgede yara dokusuna sebebiyet vererek lezyon veya başka büyümelere neden olabilir. 

Özellikle yumurtalıkların dahil olduğu vakalarda kan, bulunduğu dokuların iç kısmına gömülerek kan birikimine ve bunun sonucunda çikolata kistlerinin oluşumuna sebep olabilmektedir.

Endometriozis nasıl bir hastalıktır?

Endometriozis, her yıl Türkiye’de yaklaşık 2 milyon kadını; ciddi periyodik ağrı, infertilite ve ilişki sırasında ağrıya neden olması sebebiyle olumsuz olarak etkilemektedir. Bu sayı, aynı yaşlardaki kadınların onda biri olduğu anlamına gelmektedir.

Endometriozis, doğurgan yaştaki kadınların %10-17’sini, kronik pelvik ağrısı olan kadınların da %35-60’ını etkiler ve kısırlığa yol açabilmektedir.

Endometriozis ile ilişkili ağrı, çok sık görülen bir bulgu olmakla kalmayıp aynı zamanda en ciddi ağrılardan biri olarak tedavi edilmesi gereklidir.

Hastaya tanının konulması yaklaşık 7-8 yıla kadar uzayabildiği için; hastaların çoğu uygun tedavi yöntemi alamadan ağrı çekmekte ve hem güncel yaşamları hem de cinsel hayatları ciddi derecede etkilenmektedir.

Endometriozis tedavisi; hastanın yaşına, gebelik isteğine ve bulgularının ciddiyetine göre değişebilir. Tedavideki ana amaç, ağrıyı kontrol altına almak ve olabildiğince hastalığın ilerlemesini, yeni odaklar oluşmasını engellemek ya da geciktirebilmektir. Bu amaç, cerrahi yöntem ya da ilaç tedavisi ile sağlanabilir.

Risk Altında Olanlar

Herhangi bir kadın endometriozis olabilir, ama aynı zamanda bazı faktörler de kadınlarda rahatsızlığın oluşmasında önemli risk grubunda yer alır:

  • Birinci derece akrabaların bu hastalığa sahip olması
  • 30 yaşından sonra ilk defa doğum yapacak olanlar
  • Beyaz kadınlar
  • Rahim yapısında anormallik olanlar
  • Doğum yapmamış olmak
  • Adeti erken yaşta görmek
  • Menapoza geç yaşta girmek
  • Vücutta daha yüksek östrojen hormon oranına sahip olmak veya vücudun hayat boyu üretilen östrojene daha çok maruz kalması
  • Düşük BMI (vücut kütle indeksi)
  • Alkol tüketimi
  • Endometriozise sahip olan bir veya daha fazla akrabaya sahip olmak (anne, hala/teyze veya kız kardeş)
  • Adet kanın vücuttan normal atılım yolunu engelleyen herhangi bir durum
  • Rahimdeki anormallikler

Endometriozis için kimler risk altındadır?

Endometriozis genelde adet başlangıcından birkaç yıl sonra gelişmeye başlar. Endometriozisin bulguları hamilelikle geçici olarak ve menopoz döneminde ise kalıcı olarak ortadan kalkar.

Endometriozis Evreleri Nelerdir?

America Society of Reproductive Medicine, Endometriozis için aşağıdaki gibi bir sınıflandırma sistemi geliştirmiştir. Endometriozisin evresi; bulunduğu bölgeye, miktara, derinliğe ve rahim içi dokunun implantlarının boyutuna göre değişebilir.

Spesifik kriterlerden bazıları şunlardır:

  • Hastalıklı dokunun yayılma miktarı
  • Kadın iç organlarının (tüpler ve yumurtalıklar) hastalıkla ilişkisi
  • Kadın iç organlarında var olan yapışıklıkların miktarı
  • Fallopian tüplerinin etkilenme miktarı

Endometriozis’in farklı evreleri nelerdir?

Endometriozisin evresi ağrının şiddetinin, kısırlık riskinin veya diğer bulguların doğrudan bir göstergesi olmayabilir. Örneğin, 1. Evredeki bir kadın büyük ölçüde ağrı hissederken 4. Evredeki bir kadın bulgusuz olabilir.

Önemli bir başka nokta başlangıç evresi ilk iki evredeki hastalığa sahip kadınlar eğer erken tedavi edilirse doğurganlıklarını geri kazanma şansları en yüksek olan grupturlar. Hastalığın ilerlemesi gebelik şansını azalttığı gibi tedaviden fayda görme olasılığını azaltır.

Teşhis Nasıl Konur?

Endometriozis’in tanısı için doktorunuz vücudunuzda anormallikler olup olmadığını kontrol eder, bulgularınızı sorar ve jinekolojik muayene ile başlar. Ancak daha ileri seviye testler yapılmadan, anormalliklerin teşhisinde doğru sonuç alınması zordur.

Bu testlerin bazıları aşağıdaki gibidir:

Jinekolojik muayene

Hastanın vajina, rahim, mesane ve rektumunu kontrol etmek için yapılır. Doktor, bu organların şekil ve büyüklüğünde değişme olup olmadığını veya herhangi bir kitlenin var olup olmadığını hissederek kontrol eder. Vajina ve rahim ağzının üst kısımlarını kontrol etmek için ise doktor vajina içine “spekulum” adı verilen bir alet yerleştirir.

Transvajinal Ultrason

Bu testte doktor vajina içine yüksek frekanslı ses dalgaları gönderen bir cihaz yerleştirir. Ses dalgalarının yankılanma biçimi bir görüntü yaratır.

Laparoskopi

Bu cerrahi prosedür, pelvisin (kasık) içindeki organları ve karın bölgesindeki diğer organları görüntülemek amacı ile laparoskop adı verilen bir görüş cihazı kullanılarak uygulanır. Bu operasyon göbekten yaklaşık 1 cm kadar küçük boyutta kesiler ile yapılır.

CA125 Testi

Bu test, kanda CA125 olarak bilinen, bazı jinekolojik kanserlerdeki tümörlerin işareti olan ama aynı zamanda endometriozise sahip olan kadınların da kanında mevcut olan bir proteinin seviyesini kontrol eder. Ancak CA125 seviyeleri hamilelik, menstruasyon (adet dönemi) ve başka jinekolojik hastalık veya kanserler sebebiyle de yüksek olabilmektedir.

Endometriozis Tedavisi

Endometriozisin tedavisi genel olarak ilaçlarla ve ameliyatla yapılır. Sizin ve doktorunuzun seçeceği tedavi yöntemi bulgularınızın şiddetine ve hamile kalmak isteyip istememenize bağlı olarak değişebilir. Genelde doktorlar ilk olarak konservatif (koruyucu) tedavi yöntemlerini önerirler ve ameliyatı son çare olarak değerlendirirler.

Doktorunuz, ağrınızı gidermeye yardımcı olmak için ağrı kesici özelliğe sahip bazı ilaçlar önerebilir. Eğer verilen ilaçlarda maksimum doz ağrınızı azaltmaya yetmiyorsa bulgularınızı kontrol altına almak için başka bir yöntem denemeniz gerekebilir.

İlaç (Hormon) Tedavisi

Hormon takviyeleri bazen endometriozisden kaynaklanan ağrının giderilmesinde etkili olabilir. Hormonların adet döngü süresince iniş-çıkışları rahim dışında yer alan rahim içi doku odaklarının kalınlaşmasına, sonra da çözünüp kanamasına yol açar. Hormon tedavisi endometriyal dokunun büyümesini yavaşlatabilir ve yeni odaklar oluşmasını engelleyebilir.

Hormon terapisi endometriozis için kalıcı bir çözüm değildir. Tedaviyi durdurduktan sonra bulguların yeniden oluşması olasıdır. Endometriozisi tedavi etmek için kullanılan hormon terapileri aşağıdaki gibidir:

Hormonal Doğum Kontrol Hapları

Doğum kontrol hapları, bantlar ve vajinal halkalar endometriyal dokunun her ay birikmesine sebep olan hormonların kontrol altına alınmasını sağlar. Bu yöntemler endometriozis kaynaklı hafif ve orta dereceli ağrıların giderilmesine yardımcı olur.

Progestreon Tedavisi

Bir rahim içi cihazı, doğum kontrol hapı veya doğum kontrol enjeksiyonu gibi bir progestreon tedavisi ile adet dönemi kanamaları ve endometriyal odakların büyümesi durdurulabilir, böylece endometriozisden kaynaklanan ağrı ve bulgular azaltılabilir.

Endometriozis Ameliyatı

Eğer endometriozis hastalığına sahipseniz ve hamile kalmaya çalışıyorsanız, endometriozisi ortan kaldıran başarılı ameliyatlarla rahim ve yumurtalıklarınızı koruyayarak hamile kalma şansınızı artırabilirsiniz.

Konservatif Ameliyat

Eğer endometriozis yüzünden şiddetli ağrıdan şikayetçiyseniz ameliyat yine faydalı olabilir. Ancak ameliyat sonrası ağrı kendini tekrarlayabilir.

Doktorunuz bu tedaviye laparoskopik olarak veya daha geniş vakalar için açık cerrahi ile başlayabilir. Laparoskopik cerrahi ameliyatında cerrah, karın boşluğuna ince bir kesi açar ve göbek deliğinin içinden geçecek olan laparoskop isimli bir görme cihazı yerleştirir, böylece başka bir küçük kesiden endometriyal dokuları çıkararak ortadan kaldırır.

Histerektomi

Ciddi endometriozis vakalarında en son seçenek olarak bilinen total histerektomi ameliyatı, rahim ve rahim ağzı ile yumurtalıkları ortadan kaldırmak amaçlı yapılan en iyi seçenektir.

Fakat yalnızca rahmin alındığı histerektomi ameliyatı etkili olmayabilir çünkü östrojen üreterek kalmaya devam eden yumurtalıklar endometriozis dokusunu tetikleyebilir ve ağrının geri gelmesine sebep olabilir. 

Histerektomi, özellikle doğurgan yaşlarda olan kadınlar için son çare olarak görülür. Bunun sebebi ise histerektomi sonrası hamilelik oluşumunun mümkün olmamasıdır.

Endometriozisin tedavi edilmesinde güvendiğiniz bir doktor ile hareket etmek çok önemlidir. Tedaviye başlamadan önce bütün seçeneklerinizi öğrenmek ve en iyi yöntemi seçtiğinizden emin olmak için ikinci bir görüş almak da isteyebilirsiniz.

Endometriozis ve Hamilelik

Endometriozis Kısırlığa Yol Açar Mı?

Endometriozis 25 ila 45 yaş arası kadınlar arasında sıklıkla görülen ve her 10 kadından 1’inin karşılaştığı sağlık problemlerinden biridir. Günümüzde sıkça karşılaşılan kadın hastalıklarının başında yer alan endometriozis, adet dönemi ve cinsel ilişki sırasında şiddetli ağrıya sebep olarak kişinin yaşam kalitesinin düşmesine neden olabilmektedir.

Endometriozis hastalığı, cinsel ilişki ve adet döneminde şiddetli sancıya sebep olabileceği gibi aynı zamanda üreme sağlığına da zarar vererek kısırlığa yani infertiliteye neden olabiliyor. Endometriozis hastalığına sahip kadınların arasında % 30 ila 50’si kısırlık sorunu ile karşı karşıya kalabiliyor.

Endometsiozis, bazı kadınlarda şiddetli ağrı ve irritabl bağırsak sendromu ile kendini belli ederken, bazı kadınlarda ise herhangi bir belirt vermez. Herhangi bir endometriozis belirtisine rastlanmayan hastalarda, bu hastalığın teşhis edilmesi 6 ila 10 sene arasında değişebilir. Bu sebeple, normal olarak değerlendirilen adet sancısı çeken kadınların mutlaka bir kadın doğum uzmanına görünmesi önemlidir.

Endometriozis Hastası Gebe Kalabilir Mi?

Hamileliğin olması için tüp doğrultusunda ilerleyen yumurtalıkların bir sperm tarafından döllenerek, rahim duvarına yerleşmesi gerekmektedir. Fakat endometriozis hastalığında, rahmin dışına yayılmış hastalıklı dokular tüplere ve yumurtalığa zarar vererek infertiliteye yani kısırlığa sebep olabiliyor. Endometriozis hastalığı spermlere ve yumurtalığa büyük ölçüde zarar vererek hamileliği engelleyebiliyor. Bu sebeple çocuk sahibi olmak isteyen anne adaylarının hamile kalma kararlarını ertelememesi öneriliyor.

Tüp Bebek Yöntemi (IVF)

Tüp bebek tedavisi ve aşılama gibi üreme yöntemleri veya konservatif ameliyat gibi yöntemlerle anne adaylarının hamile kalınmasına yardımcı olunabiliyor ve doğurganlık oranı % 15’lere kadar yükselebiliyor. Eğer endometriozis hastalığı tedavi edilmezse doğurganlık oranı % 2 ila 3 arasında değişebiliyor.

Tüp bebek tedavisi özellikle genç yaşlarda %50 ila 60 oranında anne adaylarının hamile kalma şansını artıyor. Endometriozis hastalığı nedeniyle uygulanacak olan tedavi anne adayının yaşı, sahip olduğu hastalıkları ve doğurganlık faktörleri belirliyor. Hekimin de uygun gördüğü tedavi yöntemlerinden ilaç, aşılama, ameliyat ve tüp bebek tedavisi gibi yöntemlerle endometriozis hastalığı tedavi edilebiliyor.

shutterstock1649838784minjpg_4817

Kolposkopi

Son yıllarda HPV enfeksiyonları ve bunlara paralel şekilde genital kanserler artmaktadır. Bu nedenle kanser taramalarında erken tanı araçlarının önemi büyüktür.

Serviks (rahim ağzı) kanserleri kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülen kadın kanserleri arasındadır.

Smear testi ile serviks kanserleri erken evrelerde taranmakta ve ameliyatsız basit operasyonel işlemlerle çoğu zaman tedaviler sağlanabilmektedir.

Buna rağmen PAP smear testleri, adı üstünde tarama testleri olup kanserin kesin tanısı için yeterli tanısal önemi sahip bulunmamaktadır.

Smear testi sonucunda problem çıkan yani anormal smear testi sonucuna sahip kadınlara kolposkopik inceleme (kolposkopi) yapılmalıdır.

Kolposkopi Nedir? Kolposkop Nedir?

Kolposkop, vajina incelemesi, kanser taraması; Serviks, vagina ve vulva dokularını bir büyüteç gibi genelde 4 ile 12 arasında büyüterek incelenmesine olanak sağlayan ve tarama amacıyla kullanılan aletin adına “kolposkop”, yapılan işleme ise “kolposkopi” adı verilmektedir. Kolposkopi uygulayan jinekolog hekime de “kolposkopist” adı verilir.

Kolposkop yardımı ile jinekolojik muayene masasında genital bölgede yerleşen Serviks kanserleri , Vajen Kanserleri ve Vulva Kanserleri veya kanser öncüsü hastalıkları rahatlıkla ve ağrısız bir şekilde tanımlanabilir.

Kolposkopik inceleme ile çıplak gözle net olarak izlenemeyen küçük patolojiler tespit edilebilmekte ve daha sonra tedavileri sağlanabilmektedir.

Özellikle smear testinde problem çıkması durumunda “asetik asit” sürülerek oluşan “aseto white” (beyazımtırak) alanlardan biyopsiler alınarak şüpheli lezyonların kanseröz veya pre-kanseröz olup olmadığı teşhis edilebilmektedir.

Kolposkopi Kimlere Yapılır? 

  • Anormal PAP smear olgularında (ASCUS, LGSIL, HGSIL gibi şüpheli, hafif veya orta düzey displazi saptanan olgularda). Bu olgularda ,HPV enfeksiyonu etkisi zaman içinde değişimlere yol açarak kanseröz durumlara neden olabilmektedir.
  • Tekrarlayan smear testlerinde sürekli devam eden enfeksiyonu olan kadınlarda
  • Jinekolojik muayene sonucunda serviks, vajina veya vulvanın anormal bir şekilde görülmesi durumunda kolposkopi işlemi yapılabilmektedir.

Kolposkopi Nasıl Yapılır?

Kolposkopi, kolposkop ile vajina, vulva ve serviksin taranmasıdırKolposkopi uygulaması son derece ağrısız ve çok önemli bir işlemdir. İşlem için öncelikle kişi jinekolojik muayene masasına uzanır, daha sonra “spekulm” adı verilen aletle vajina içi görünür hale getirilir.

Daha sonra vajinanın içi aydınlatılırken kolposkop yaklaştırılarak net bir şekilde cihazın vizöründen genital organlar büyütülür ve incelenir.

rahim-ici-polip-anatomi

Endometrial Polip

Endometrial Polip Nedir, Nasıl Tedavi Edilir ?

Rahim içi polip rahim iç tabakasından (endometrium) gelişen lezyonlardır. Rahim içi polip en sık rahimin fundus bölgesinde gelişirler. Endometrial(rahim içi) polip gelişiminde estrojen hormonunun etkisi olduğu düşünülmektedir.

Polip rahim içinden gelişen iyi huylu bir et parçasıdır.

Endometrial poliplerin kanserleşmesi çok nadirdir, 1000’de 3-5 oranında polipler kanserleşebilir.

Polip Patoloji

Endometrial poliplerin stromasında belirgin kan damarlarının oluşturduğu merkezi çekirdeği çevreleyen glandüler proliferasyonla karakterizedir.

Polipler kötü huylu değildir ama poliplerde kanser olma ihtimali binde 3 civarındadır.

Rahim İçi ve Rahim Ağzı Polip

Rahim içi polip sıklığı rahim biyopsisi ve rahimi alınan kadınlarda yapılan incelemelerde %10-20 oranında poliplere rastlandığı gösterilmiştir. Endometrial polip 20 yaşın altında kadınlarda görülme olasılığı azdır.Polipler 40-50’li yaşlarda daha sık gözükür.Poliplerin %60’ı menopoz öncesi (premenopoz)dönemlerde gözükür.

Polip Belirtileri

Poliplerin coğu asemptomatiktir. Yani çoğu herhangi bir belirti vermezler. Rahimde polip olan kadınlarda en sık belirti düzensiz vajinal kanamalardır. Anormal vajinal kanaması olan kadınlarda yapılan araştırmalarda %30’unda polipe rastlanmıştır. Polip olan kadınlarda tipik olarak kahverengi vajinal akıntı görülür. Kahverengi vajinal akıntısı olan kadınların polip olup olmadığının veya rahimde başka bir sorun olup olmadığının mutlaka tecrübeli bir jinekolog tarafından değerlendirilmesi gerekir. Kahverengi akıntı Poliplerde sık olarak görülür.

Endometrial Polip Gebeliğe Engel Olur Mu ?

Polipler üreme çağında sık görülen lezyonlardır. İnferil populasyonda sık rastlanırlar. Polipler rahim içinde değişik boyutlarda ve değişik sayılarda ve değişik yerlerde gelişebilirler. Poliplerin biyolojik karekterleri, poliplerin patolojik özellikleri ve polip oluşturan etkenler poliplerin üreme üzerine etkilerininden sorumlu olabilirler. Polipin kendisi ya direkt etkileri ile yada polip üreten faktörlerin indirekt etkileri ile üreme üzerine olumsuz etkilerde bulunurlar. Teorik olarak polipler gebeliğin oluşmasında olumsuz etki olarak şunlarla katkıda bulunabilirler;

  • düzensiz rahim içi kanamalar yapmaları
  • inflamatuar endometrial cevap oluşturmaları(ria benzeri)
  • sperm geçişinde obstriktif defekt oluşturma olasılığı
  • embriyonun rahime tutunmasında fiziksel ve endokrin(glycodelin molekülü) engel oluşturma
  • embriyo tutunması ve gelişmesine olumsuz mikro çevre etkisi.

Yukarıda sıralan etkilerinden dolayı rahim içi poliplerin hamileliğe engel oluşturabilirler.

Endometrial Polip Tanısı Nasıl Konur ?

Endometrial polip tanısı basit bir ultrason muayenesi ile tecrübeli bir jinekolog tarafından hemen konulabilir.Polip tanısı için şu yöntemlerden yararlanılabilir;

SİS (Serumlu rahim incelenmesi)

Sis yöntemi yüksek doğruluk oranı,güvenli,hızlı ve minimal invaziv etkisi nedeniyle polip tanısında kullanılan bir tanı yöntemidir.

HSG (rahim filmi)
Rahim polip tanısında rahimde dolma defekti şeklinde polipler gözükebilirler.

Histeroskopi

Polip histeroskopi tanısı hem tanı hemde tedavi açısından en önemli araçtır.Histeroskopi ile polipler tespit edilerek aynı seansda alınırlar.

MR

Polip tanısında mr rutin olarak kullanılan bir tanı aracı değildir.

Endometrial Polip Ameliyatı

Polip tedavisi polipin cerrahi olarak çıkartılmasıdır. Polipler histeroskopi denen inceleme yöntemi ile rahim içine kamera il bakılarak değerlendirilir ve aynı anda makas ile kesilerek çıkartılır. Polip çıkartılmasında bu işlemi yapan doktorun tecrübesi önemlidir.

Polip Ameliyatı , Histeroskopi İle Polip Çıkartılması Ameliyatı

Endometrial polip tedavisi polipin cerrahi olarak çıkartılması ile yapılır.Polip şu yöntemlerle çıkartılabilir.

  • Küretaj(D&C)
  • Histeroskopik polip rezeksiyonu
  • Transvajinal ultrason eşliğinde polip çıkartılması

Endometrial Polip Alınmazsa Ne Olur ?

Endometrial polipler çıkartılmazsa düzensiz ve yoğun kanamalar ve ara kanamaları devam eder ve buna bağlı kansızlık olabilir. Hastanın cinsel hayatı ve sosyal hayatı bozulur ve kansızlık gelişirse de süerekli halsizlik ve yorgunluk olur.  Endometrial poliplerin kanserleşme olasılığı azda olsa vardır ve çıkarılmayan poliplerde kanserleşme özellikle menapoz sonrası kadınlarda olur ama aşırı obez ve polikistik over sendromu olan kadınlarda menapoz öncesi dönemde de görülebilir.

Polipler düzensiz kanama yaparak ve endometrial kavitede embriyonun tutulmasını bozarak gebe kalmayı da engelleyebilir. Gebe kalamayan ve polip tespit edilen kadınlarda poliplerin çıkartılması uygun olacaktır.

Polip Ameliyatı Ne Kadar Sürer ve Sonrası

Polip ameliyatı ayaktan günübirlik cerrahi girişim şeklinde yapılır, hastanede yatılması gerekmez. Ameliyattan önce 4-6 saat açlık yeterlidir. Hafif bir sedasyon analjezisi ile yapılır. Normal şartlarda işlem 10-15 dakika sürer. ve sonrasında hasta uyandıktan ve kendine geldikten sonra 1-2 saat içinde hastaneyi terk eder. Ertesi gün normal hayatına devam eder ve işlemden sonra birkaç gün az az kanaması olabilir. Poliplerin az da olsa tekrarlama riski mevcuttur o nedenle işleminizi yapan doktora belli aralıklarla kontrole gitmek uygun olacaktır. Normalde polip ameliyatı sonrası adet düzensizliği düzelir ara kanamalar geçer ve kanamaların miktarı azalır. Şikayetlerde düzelme olmazsa yine doktorunuza görünmeniz gerekir.

Endometrial polip tedavisi sonrası cinsellik kanama durduktan sonra başlayabilir.

Endometrial Poliplerin Bitkisel Tedavisi

Endometrial poliplerin bitkisel tedavisi, alternatif ilaçlar ile tedavisi veya hacamat uygulayarak düzelmesi söz konusu değildir. Bu şekilde alternatif ve bilimsel olmayan yaklaşımlar sadece vakit ve paranızın israf edilmesidir. Lütfen bu tür yaklaşımlara itibar etmeyiniz.

Rahim içi endometrial polipler düzensiz kanama , ara kanaması, kahverengi lekelenme, adet kanamasının artması , ilişki sonrası kanama gibi belirtilere yol açabilir. Bu nedenle halsizlik yorgunluk gibi kanamanın artması ile ilişkili şikayetlere neden olur. Endometrial poliplerin tedavisinde histeroskopi en çok uygulanana ve en başarılı ameliyatdır. Rahim içine milimetrik bir kamera ile girilerek polip görülür ve mikro bir makas ile kesilerek çıkartılır. Polip ameliyatları günübirlik uygulanır, hastanede yatmayı gerektirmez.

Rahim içi poliplerin kanser olma ihtimali binde 3 oranındadır. Polip zemininde gelişen bir kanser olduğunda hastanın yaşına ve çocuk beklentisine göre tedavi planlanmalıdır.

Endometrial Polipler Gebeliğe Engel Mi ?

Polipler düzensiz kanama yaparak ve endometrial kavitede embriyonun tutulmasını bozarak gebe kalmayı da engelleyebilir. Gebe kalamayan ve polip tespit edilen kadınlarda poliplerin çıkartılması uygun olacaktır.

Endometrial Polipler Ağrı Yapar Mı ?

Polipler ağrı yapmaz ama kanama düzensizliği yaparak adet sancısında yaşanan ağrıların oluşmasına sebep olabilir.

Tamoksifen Kullanan Meme Kanseri Hastalarında Endometrial Kalınlaşma ve Polipler

Tamoksifen, östrojene duyarlı meme kanseri hastalarının 5-10 yıl kullanması gereken bir ilaçtır. Bu ilaç meme kanseri tekrarlamasını, kanserin diğer memede tekrarlamasını ve metastaz yapmasını azaltır. Ayrıca hastaların yaşam süresini uzatır ve meme kanserine bağlı ölüm riskini azaltır. Bu sebeplerle önemli bir ilaçtır. Tamoksifen meme kanseri üzerine koruyucu ve faydalı birçok etkide bulunurken yumurtalık ve rahim üzerinde birtakım olumsuz etkilerde bulunabilir. Tamoksifen yumurtalıklarda kistlerin gelişmesine sebep olur bu kistlerin çoğu basit ve ameliyat gerektirmeyecek kistlerdir. Bunun tecrübeli bir kadın doğum uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Birçok hasta tamoksifene bağlı kist geliştiği söylenilerek ameliyat olmaktadır. Bazılarında gerçekten ameliyat gerekirken büyük bir kısmı ameliyat gerektirmeden düzelebilir.

Tamoksifen endometrium üzerinde de uyarıcı etki gösterir ve endometriumun kalınlaşmasına yol açar. Bu kalınlaşmanın derecesi ve beraberinde polip olup olmadığı ve hastaların kanamalarını olup olmadığı veya adet kanamasını paterninin değişip değişmediği endometrial kalınlaşması ve polibi olan hastalara müdahele ederken önemli bir konudur. Çünkü Tamoksifene bağlı rahim kanseri gelişebilir. Bunu anlamanın yegane yolu endometrial kalınlaşma veya polip gelişen hastalarda biopsi alınması veya rahim duvarının kazınmasıdır.

Adet görmeyen bir kadında normal endometrium 4 mm’dir bunun üzerindeki değerler kalınlaşma olarak kabul edilir. Endometrial kalınlaşma varsa ve özellikle de beraberinde kanama veya düzensiz kanama varsa endometrial kalınlığın biopsi alınarak , histeroskopi veya rahim duvarı kazınarak değerlendirilmesi ve çıkartılan materyalin mutlaka patolojik incelemeye gönderilmesi gereklidir.

Meme kanseri hastalarının %5-10 ‘da BRCA gen mutasyonu vardır ve bu hastaların bir kısmında yumurtalık kanseri ve tamoksifen kullanımına bağlı rahim kanseri gelişme riski vardır. Bu sebeplerle meme anseri tanısı alan ve/veya tamoksifen kullanan hastaların daha sık aralarla jinekolojik muayeneye gitmesi gereklidir.

timthumb.php

Smear Testi

SMEAR TESTİ NEDİR?

Başta rahim ağzı ( serviks ) kanseri olmak üzere rahim ağzındaki hücresel düzensizlik ve kanser öncüsü hücrelerin ve enfeksiyonların saptanmasında kullanılan smear testi ayrıca rahim iç zarı ( endometrium ) kanserinin de erken teşhisine yardımcı olabilir. Böylelikle hücresel bozukluklar rahim ve rahim ağzı kanserine dönüşmeden erken evrede tespit edilir. Hasta sağlığına tamamen kavuşabilir.

SMEAR TESTİ HANGİ HASTALIKLARIN TEŞHİSİ İÇİN YAPILIR?

Smear testi, rahim ağzı ( serviks ) kanseri olmak üzere rahim ağzındaki hücresel düzensizlik ve kanser öncüsü hücrelerin, endometrium kanserinin teşhisi için kullanılan bir testtir. Kadınların, kadın doğum hastalıkları uzmanlarının belirlediği rutinde smear testi yaptırması gerekmektedir.

SMEAR TESTİ NASIL YAPILIR?

Smear Testi, rahim ağzı ( serviks ) denilen bölgeden 5-10 saniye gibi kısa süre içinde ağrısız olarak fırça yardımıyla sürüntü alınması işlemidir.

Rahim ağzı, rahmin vajina içinde yer alan kısmı olup jinekolojik muayene esnasında spekulum uygulaması ile gözle görülebilen kısmıdır. Rahim ağzı muayene esnasında doğum yapmamış kadınlarda ortası delik yuvarlak bir yapı olarak izlenir. Vajinal doğum yapan kadınlarda orta kısım yatay bir çizgi halini alır.

SMEAR TESTİNE DAİR SIK SORULAN SORULAR 

Smear Testi Sonucu Pozitif Çıkması veya Negatif Çıkması Neyi İfade Eder?

Günümüzde kullanılmayan terimlerdir. Smear sonucunun negatif çıkması sorun saptanamadığını gösterirken smear sonucunun pozitif çıkması enfeksiyon hücre bozukluğu gibi bir sorunun varlığını işaret eder.

Smear Testi Sonucu Nasıl Değerlendirilir?

Smear testi ile saptanan rahim ağzındaki kanser öncüsü değişiklikler hastalığın şiddeti ve derecesine göre aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

ASCUS: Smear testi ile alınan hücreler patoloji uzmanı tarafından değerlendirilir. Bu değerlendirme esnasında bir iki alanda “kanser öncüsü hücrelerin varlığından patoloji uzmanı şüphe duyar ve emin olamaz ise ASCUS olarak rapor eder. Bu tanı kesin olarak hücresel bozukluğu göstermez. Ancak böyle bir durumda smear testinin yenilenmesi için bir yıl beklenmez. 2-3 ay sonra smear testi tekrar edilmelidir.

ASCUS tanısında 2-3 ay yeniden smear alınması için beklemek yerine “kolposkopi” adı verilen bir büyüteç ile rahim ağzı detaylı olarak değerlendirilir. Bu değerlendirme esnasında riskli / şüpheli bir bulgu saptanırsa o bölgeden kesin tanı amacıyla servikal biyopsi işlemi ile doku örneği küçük bir parça olarak alınarak incelemeye gönderilebilir.

Yine ASCUS saptanan hastalarda Human Papilloma Virüsü Tiplendirme Testi yapılarak olayın önemi hakkında detaylı bilgi sahibi olunabilir. Bu sonuca göre HPV aşısı yapılabilir veya kolposkopi ile detaylı değerlendirme yapılabilir.

Yeniden smear alınması için 2-3ay beklemenin zararı olmaz, bu esnada hastalık ilerlemez.

LSIL Smear testinin incelenmesi sonucunda bazı alanlarda hücresel bozukluklar saptanmıştır. Saptanan kanser öncüsü hücreler hastanın rahim ağzı kanseri olduğunu göstermez. L SIL tanısı alan olguların %90’ında bağışıklık sistemi iyi ise kendiliğinden iyileşme ve tam bir sağlık hali meydana gelir. Ancak takiplerini sağlık kontrollerini ihmal eden bağışıklık sistemi güçlü olmayan hastaların %10’unda hastalık ilerleyip H SIL denilen 3. Derece hastalık evresine ilerleyebilir.

L SIL saptanan hastalara kolposkopi aleti ile rahim ağzı büyütülerek detaylı olarak incelenir. Şüpheli alanlardan dokulardan incecik doku örnekleri alınır. Buna “servikal biopsi” işlemi adı verilir. İşlem biraz ağrılı olabilir. Ancak hastaya anestezi verilmesine gerek yoktur.

HSIL: Mutlaka kolposkopi yapılması gerekli yerlerden biyopsi ile doku örneği alınmalıdır. Biyopsi raporuna göre yaklaşım gerekir.

Smear testinin önemi nedir?

Rahim ağzındaki hücrelerde bozukluk ve değişiklikler ortaya çıkabilir. Bu değişime uğrayan hücrelere “kanser öncüsü hücreler ( hücresel displazi) “ adı verilir.

Smear testinin amacı değişiklikler kansere dönüşmeden tespit etmektir. Böylelikle kadın kanser aşamasına gelmeden kolaylıkla tedavi imkanına kavuşur.

Rahim ağzındaki normal hücrelerin kanser öncüsü hücreler haline gelmesinde temel neden Human Papilloma Virüsü ’dür ( HPV ) .

HPV genital bölgede siğillere ve rahim ağzında kanser öncüsü hücrelerin ( displazi ) oluşmasına neden olur. HPV en çok cinsel yolla bulaşır. Ülkemizde son yıllarda HPV ’ ye bağlı siğillerde ve rahim ağzı kanser öncüsü lezyonlarda artış söz konusudur.

Smear testi, işte bu kanser öncüsü değişikliklerin erken aşamada saptanmasında etkili kolay ve ağrısız bir işlemdir. Smear testi sayesinde hücresel değişiklikler rahim ağzı kanserine dönüşmeden tedavi edilebilir. Tedavi sonrasında kadın tamamen sağlığına kavuşur, hamile kalabilir. Rahminin alınmasına ışın ya da ilaç tedavisi almasına gerek kalmaz.

Rahim Ağzı Kanser Öncüsü Hücrelerin Ortaya Çıkmasının Nedeni Nedir?

Smear testinde rahim ağzında kanser öncüsü hücrelerin ortaya çıkması olasılığını arttıran risk faktörleri altta yer almaktadır;

  • Erken yaşta ilişkiye girilmiş olması
  • Birden fazla cinsel eş varlığı
  • Cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü (bel soğukluğu, frengi, uçuk virusu gibi)
  • Genital siğil varlığı
  • Kötü genital bakım
  • Sigara kullanımı

Smear Testi Kesin Sonuç Verir mi?

Smear testi tarama testidir. Kesin bilgi veremez. Bu nedenle şüpheli durumlarda kesin tanı için servikal biyopsi işlemi yapılır.

Servikal biyopsi ile alınan dokular patolojiye gönderilir. Biyopside alınan dokuların incelemesi sonucu 5 farklı sonuç rapor edilir:

1-Normal hücreler: Smear sonucunda hücresel bozukluk olduğunu gösteren bulgular olmasına rağmen kimi zaman biyopsi sonucu temiz olarak rapor edilebilir. Bu durumda 3-6 ay sonra smear testini tekrar etmek yeterlidir.

2-CIN-1: Smear testi 3-4 ay sonra tekrar edilmelidir.

3-CIN-2

4-CIN-3: Smear sonucunda CIN-2 veya CIN-3 saptanması durumunda rahim ağzının üst tabakası LEEP işlemi ile alınır. Alınan bu doku başparmağımızın tırnağı büyüklüğündedir. Patolojiye gönderilir.

5-Rahim Ağzı Kanseri: Servikal biyopsi sonucunda rahim ağzı kanseri teşhisi konulmuş ise rahmin alınması lenf bezlerinden biyopsi yapılması ışın tedavisi kemoterapi ( ilaç tedavisi ) gerekir.

Smear Testi Sonrası Kontrolün Önemi 

Smear testi sonuçlarına göre rahim ağzında kanser öncüsü hücreler ( displazi ) saptanması halinde hastanın belirli aralıklarla kontrole gelmesi gerekmektedir. Hasta kontrollere gelmez ve gerekli tedavileri almaz ise;

  • Hafif dereceli bozukluklarda 10-14 yıl içinde
  • Şiddetli displazilerde 1-5 yıl içinde rahim ağzı kanserine dönüşme riski vardır.

Bu nedenle yıllık kadın doğum kontrolleri ve smear testi yapılması, smear testi veya biyopside kanser öncüsü hücrelerin saptanması durumunda düzenli kontroller büyük önem taşımaktadır.

Rahim Ağzında Kanser Öncüsü Hücresel Bozukluklar Nasıl Tedavi Edilir?

Hafif düzeyde hücresel bozukluklar kadının bağışıklık sistemi güçlü ise kendiliğinden düzelebilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla takip edilebilir.

Kontrollerde;

  • Rahim ağzı dikkatlice değerlendirilir.
  • Gerekirse kolposkopi denilen büyüteç ile ayrıntılı gözlem yapılır
  • Smear ve enfeksiyon bulgusu var ise kültür testleri yapılmalıdır.

Kanser öncüsü hücresel düzensizliklerin iyileşmesinde tamamen kaybolmasında önemli hususlar şunlardır:

1. Bağışıklık sistemi güçlü olmalıdır

2. Sağlıklı beslenme,

3. Stresten uzak olmak,