rahim-agzi-sorunlari-ve-hpv-asisi-20

HPV Aşısı

Kadın genital sisteminde siğil tarzı lezyonlara neden olan HPV rahim ağzı kanserinin en önemli etkenidir. Meme kanserinden sonra rahim ağzı kanseri en sık ölüme neden olan ikinci kanser türüdür.

HPV Aşısı Nedir?

Kadın genital sisteminde siğil tarzı lezyonlara neden olan HPV (Human Pailloma Virüs) rahim ağzı kanserinin en önemli etkenidir. Günümüzde meme kanserinden sonra rahim ağzı kanseri kadınlarda en sık ölüme neden olan ikinci kanser türüdür. HPV’nin rahim ağzı kanseri üzerindeki bu etkinliğinden dolayı, 1990 yıllardan itibaren yapılan yoğun çalışmaların sonucunda 2007 yılında rahim ağzı kanserini önlemeye yönelik HPV aşısı geliştirilmiştir.

HPV cinsel yolla bulaşan ve kadın genital siteminde siğil oluşumuna ve daha ileri aşamalarda da rahim ağzı kanserine neden olabilen bir virüsdür. HPV aşısı kadında direk rahim ağzı kanserine yol açan HPV tip 6, 11, 16, 18 virüslerine yönelik geliştirilmiş bir aşıdır. Bu aşının kullanımı ile kadında genital siğil ve rahim ağzı kanseri gelişiminin önüne geçilmiş olur.

HPV Aşısı Kimlere Uygulanır?

HPV aşısı özellikle hiç cinsel ilişkiye girmemiş, 9 ve 26 yaşları arasındaki kadınlarda önerilir. İlerleyen yaşlarda, 40 yaşlarına kadar aşının yapılması önerilmektir. Amaç daha önce hiç virüsle karşılaşmamış kadınlarda, cinselliğin başlaması ile olası HPV enfeksiyonu riskini tamamen ortadan kaldırmaktır. Eğer kadının daha önceden cinsel yaşantısı varsa öncelikle smear testi ile HPV tiplemesi yapılmalıdır. Smear testinde kansere neden olabilecek HPV tip 6, 11, 16, 18 tespit edilmemişse, HPV aşısı uygulanmalıdır.

Kaç Çeşit HPV Aşısı Vardır?

Halen iki tip aşı uygulanmaktadır. Merck firması tarafından üretilen Gardasil (kuadrivalan) ve Glaxo Smith Kline firması tarafından üretilen Cervarix (bivalan) aşıları. Gardasil HPV tip 6, 11, 16, 18’e benzer moleküler yapıdadır ve bu tiplere karşı koruyucu özelliği gelişmiştir. Cervarix ise tip 16 ve 18’e benzer moleküler yapıdadır ve kadında rahim ağzı kanseri, prekanseröz (kanser öncüsü) lezyonlar ve genital siğillerin (kondilom) gelişimini önler.

HPV Aşısı Nasıl Etki Eder?

HPV virüsü ile henüz hiç temas etmemiş veya çok yakın zamanda temas etmiş kişilerde HPV aşısının uygulanması ile virüse benzer partiküller içeren bu aşı, vücudun bağışıklık sistemini uyararak bu virüse karşı koruyucu antikorların gelişimini sağlamaktadır. HPV aşısı canlı aşı değil, rekombinant bir aşıdır. Vücut üzerinde hastalık yapıcı etkisi yoktur.

HPV Aşısı Nasıl Uygulanır?

HPV aşısı üç doz halinde uygulanır. Gardasil 0, 2.ay ve 6.aylarda, Cervarix ise 0, 1.ay ve 6.aylarda uygulanır. Oluşan antikor titresi uzun süre yüksek seviyede kalır. Aşının etkinliğin daha uzun süre yüksek kalması amacıyla ilk dozdan sonra 2. ve 3. dozların yapılması gereklidir. HPV aşısı kas içine uygulanır.

HPV Aşısının Yan Etkisi Var Mıdır?

HPV aşısının bilinen majör bir yan etkisi yoktur. Diğer aşılarda olabileceği gibi uygulanan bölgede minimal alerjik reaksiyonlar, kızarıklık veya şişlik gelişebilir.

HPV Aşısının Tedavi Edici Etkisi Var Mıdır? 

HPV enfeksiyonu geçirmiş kadınlarda hangi tip HPV’ye karşı bağışıklık geliştiği bilinmediği için smear testi yapılarak HPV tip 6, 11, 16, 18 geçirip geçirmediği ortaya konmalıdır. Eğer bu tipler tespit edilmediyse HPV aşısı uygulanabilir.

Bu konuda yapılan çalışmalar, virüsle karşılaşmış olan örneğin genital siğili (HPV tip 16) olan bir kişinin koruyucu olarak aşı olması bu lezyonu tedavi edici etkisi olmayacağı yönündedir ancak diğer tiplerle olası karşılaşma riski olanlar için aşının korunma amacıyla uygulanabileceğini göstermektedir.

HPV Aşısı Erkeklerde Uygulanabilir Mi?

HPV cinsel yolla bulaşan bir virüsdür ve erkeklere de uygulanabilir. Kadın cinsel temasla erkekden bu virüsü alır yani erkekler HPV virüsün taşıyıcısıdır. Korunma amaçlı yapılan aşının erkek genital bölge siğilleri üzerinde tedavi edici etkisi yoktur. HPV aşısından sonra ne sıklıkla genital muayene ve kontroller yapılmalıdır? Yapılan çalışmalar, HPV aşısının daha önce hiç virüsle temas etmemiş kadınlarda çok yüksek oranda kouyucu etkisini göstermiştir. Ancak yine de rutin muayene ve yıllık servikal smear testlerinin uygulanması önerilmektedir.

HPV Aşısı Hamilelerde Uygulanabilir Mi?

HPV aşısı hamilelik döneminde uygulanması önerilmez ancak emzirme döneminde yapılmasına engel bir durum yoktur. HPV aşısı canlı virüs içeren bir aşı değildir yani rekombinant bir aşıdır. Bu nedenle bir şekilde aşı yapıldığı süreçde hamilelik gelişmişse, gebeliğin sonlandırılması önerilmez. HPV aşısının koruyucu antikor düzeyi 2. dozdan sonra başlayacaktır. Eğer 1. dozdan sonra gebelik gelişmişse, doğum sonrası 3 dozun yeniden planlanması gereklidir.

Eğer 2. dozdan sonra gebelik oluşmuşsa, o zaman sadece 3. doz doğum sonrası planlanacaktır. HPV bilinen en sinsi virüslerden biridir. Bir şekilde hücre içine yerleştikden sonra yıllar sonra rahim ağzı kanserine neden olabilir.

images

Çikolata Kisti

Endometriozis ve çikolata kistlerinin tanı ve tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım ile hizmet sunuyor. Endometriozis’n tanı ve tedavisi; hastanın yaşı, gebelik isteği ve şikayetleri dikkate alınarak planlanıyor.

Şiddetli periyodik ağrı, adet sırasında yoğun kanama, kısırlık ve ilişki sırasında ağrı gibi şikayetler Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlarının yanı sıra gerektiğinde Genel Cerrahi, Üroloji, Gastroenteroloji ve Psikolog tarafından değerlendiriliyor. 

Hekimler, düzenli olarak gerçekleştirdikleri vaka toplantılarında hastanın durumunu değerlendirip tedavisini planlıyor.

Çikolata Kisti Nedir?

Çikolata kisti, endometriozis hastalığı sonucunda oluşan bir kist türüdür. Genel olarak endometriozis hastalığı olan birçok kadında çikolata kistine de rastlanır.

Çikolata Kisti (Endometrioma) Nedir?

Yumurtalıklar kadınlar için yumurta üretimi dışında pek çok hormon (andorjen, estrojen, progesteron vb.) salgılayarak çok önemli rol oynarlar. Endometriozisin yumurtalıklarda bulunması da yumurtalığı olumsuz yönde etkilemektedir. 

Rahim içi zarının, bir başka deyişle endometrium tabakasının rahim dışında (örneğin; karın boşluğunda, yumurtalıklarda veya vücudun herhangi bir yerinde) oluşmasına endometriozis deniyor.

Normalde sadece rahim içinde bulunan, adetten sonra kalınlaşarak bebeğin yerleşmesini sağlayan ve her adet dönemin atılarak yenilenen bu endometrium dokusunun yumurtalıklarda bulunması aynı şekilde adet benzeri kanamalara yol açarak yumurtalık içinde koyu eski kahve renkli kan birikmesi sonucu çikolata kistine (Endometrioma) yol açmaktadır. 

Bu kistlerin içerisinde biriken sıvının eski adet kanı gibi koyu kıvamda ve rengi çikolata rengine benzemesi nedeniyle böyle adlandırılıyor. Normal adet dönemlerinde görülen fonksiyonel kistlerin aksine bu kistler gerileyip kaybolmazlar.

Endometriozis Hastalığı Olan Her Kadının Çikolata Kisti Var Mıdır?

Çikolata kistleri yaklaşık hastaların dörtte birinde (%28) her iki yumurtalığında birden bulunur. En sık 25-34 yaş grubu arasında görülen endometriozis hastalığı kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen, yani aslında oldukça yaygın bir sağlık sorunudur. 

Endometriozisi olan hastaların % 17-50 oranında çikolata kisti bulunmaktadır. Çikolata kistleri üreme çağındaki kadınların % 15 inde; infertilite sorunu olan kadınların % 30 unda bulunmaktadır.

Çikolata Kisti (Endometrioma) Kimlerde Görülür?

Endometriozis hastalarının %60-70’inde ağrı görülür. Bazı kadınlarda hiç semptom vermez, ameliyat ya da ultrasonografide görülür. Nedeni tam olarak bilinmeyen endometriozis kadının yaşam kalitesini bozabilen pek çok soruna yol açabiliyor.

Çikolata Kistinin (Endometrioma) Belirtileri

Çikolata kisti olan hastalarda da endometriozisin tüm belirtileri (ağrı, infertilite) görülebilir. Bazı hastalarda hiçbir şikayet olmayabilir. Normal jinekolojik muayenede saptanabilir. Bu kistler çok büyürlerse ağrı, kist cidarının (duvarının) yırtılması gibi ciddi problemlere neden olabilir ve endometrioma (çikolota) kistlerinde çok nadiren de olsa kist çeperinde kanser gelişebilir.

Çikolata Kisti (Endometrioma) Tanısı

Çikolata kisti tanısında jinekolojik muayene ve ultrasonografik inceleme yardımcı olmaktadır. Yumurtalığın diğer kistlerinden ayırt edilmesi gerekmektedir. Muayene sırasında saptanan yumurtalık kistlerinin ayırıcı tanısında transvajinal ultrasonografi çok önemli rol oynar. 

Çikolata kistlerinin tanısı ultrasonografi ile konulabilmektedir. Ultrason ile tümoral kist olma olasılığı varsa ameliyat yapılması gerekir.

Ayrıca kanda bazı tümör belirteçlerinin ölçümü tanıda yardımcı olur. En yaygın olarak kullanılanı Ca125 ve HE 4’tür. Endometriozis ve çikolata kisti saptanan hastada ağrı şikayeti ön planda ise, günlük yaşantısını ve hayat kalitesini olumsuz etkiliyorsa laparoskopik (kapalı) ameliyat önerilebilir.

Çikolata Kisti (Endometrioma) Tedavisi

Endometriozisin kalıcı bir tedavisi bulunmuyor. Bunun nedeni ise hangi tedavi yapılırsa yapılsın bireysel farklılıklar göstermekle birlikte, endometriozisin 2 yıllık tekrarlama sıklığının yüzde 20 dolayında olması ve süre uzadıkça riskin artmasıdır.

İlaç tedavisi veya cerrahi yöntem gibi tedavilerin amacı, şiddetli ağrıyı gidermek ve varsa infertiliteyi (kısırlık) ortadan kaldırıp kadının hamile kalmasını sağlamaktır. Hangi tedavinin uygulanacağına ise hastalığın şiddeti, neden olduğu sorunlar ve hastanın diğer özelliklerine bakılarak karar verilir.

Çikolata Kist (Endometrioma) Ameliyatı

Cerrahinin Kapalı (laparoskopik) olarak yapılması hem sonuçlar hem de hasta rahatlığı yönünden karın açılarak yapılmasına oranla daha iyidir. Ameliyat sırasında çikolata kistleri yumurtalıklara zarar vermeyecek şekilde çıkarılmalı, yapışıklıklar açılmalı ve diğer endometriozis odakları yok edilmelidir. 

Ameliyatta yumurtalık kapasitesine zarar verilmemesi amacı ile mümkün olduğunca atravmatik yöntemler kullanılarak yapılmalıdır.

Herhangi bir şikayeti olmayan ve muayene sırasında tesadüfen çikolata kisti saptanan hastaları bir süre takip etmek en doğru yaklaşımdır. Ca125 değerinin yüksek olması veya kist büyüklüğünün 5 cm’nin üzerinde olması durumlarında ameliyat düşünülebilir. 

Ameliyat öncesinde yumurtalık kapasitesi ultrason ve AMH ölçümü ile değerlendirilmeli ve yumurtalık kapasitesi düşük ve çocuksuz kadınlarda mümkün olduğunca ameliyattan kaçınılmalıdır.

Endometriozis Belirtileri

Endometriozis Belirtileri Nelerdir?

Dünyada ve ülkemizde kadınlarda oldukça sık görülen ve teşhis edilmesi en geç olan hastalıklardan biri endometriozis yani çikolata kistidir. Hemen her 10 kadından birinde görüldüğü ve yaygınlaştığı biliniyor. 

Endometriozis bazı hastalarda hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiği gibi bazı hastalarda ise şiddetli şikayetlere yol açabiliyor. Hastanın rutin olarak gerçekleştirdiği bir kontrol esnasında yumurtalıklarda çikolata kisti olarak ya da bağırsağı döşeyen zarlar üzerinde veya rahmin arka tarafında bağırsaklarla arada nodüler lezyon olarak görülebiliyor.

Endometriyal implantlar (hastalıklı doku) en sık olarak nerede bulunur?

Endometriozis çoğunlukla yumurtalıklarda bulunur, ancak aşağıdaki gibi diğer odaklar üzerinde de bulunabilir:

  • Fallopian tüpleri
  • Rahmi destekleyen bağlar
  • Bağırsaklar
  • Mesane
  • Vajina
  • Vajina ve rektum (bağırsak) arasındaki iç alan
  • Rahmin dış çevresi
  • Kasık boşluğun çevreleyen sınırlar
  • Karın ameliyatından kalma skarlar

Yaygın olarak her 10 kadından birinde görülebilen çikolata kisti, bu hastalığa yakalanmış kişilerin hayatını oldukça zorlaştırabilen bir hastalık. Ayrıca hastalığın yol açtığı şikayetler diğer jinekolojik rahatsızlıklarla benzer özellik gösterdiğinden hastalara doğru teşhisin konması ve tedavi uygulanma süreci uzun zaman alabiliyor. 

Endometriozis kişide beklenmeyen belirtilerle kendini gösterebiliyor bunlardan bazıları: aşırı yorgunluk ve yapılan işe dikkatini toplayamama gibi çok da ilgili olmayacağı düşünülen şikayetler olabiliyor.

Yaygın bulgulardan bazıları aşağıdaki gibidir:

Kronik Yorgunluk

Endometriozis rahatsızlığına sahip kadınlarda görülen ve en az bilinen belirtilerinden biri olan kronik yorgunluk sendromu hastada sürekli yorgunluk hissi ve odaklanma problemlerine yol açabiliyor. Uzun süren bahar yorgunluğu dikkate alınıp endometriozis olma ihtimalini de değerlendirmek gerekiyor.

Bel, sırt, karın, kasık ağrısı

Kadınlarda en sık görülen şikayetler arasında bel ve sırt ağrıları yer alıyor. Bu ağrıların tedavisinin çoğu zaman kadın doğum uzmanlarında olduğu akla gelmiyor. Halbuki uzun süren bel, sırt, karın ve kasık ağrılarının temelinde çikolata kisti olabiliyor. Hastalar bu hastalığı farkedip tedavi için doktora başvurduklarında sosyal aktivitelerden uzak, sıklıkla halsiz ve yorgun olduklarını belirtiyorlar.

Tuvalete çıkmak istememe

Bağırsaklar üzerinde yayılmış halde olan çikolata kisti bağırsağı daraltıyorsa; tuvalete çıkmada şiddetli ağrı oluşabiliyor. Bunun haricinde pelvis (leğen kemiği) içindeki organlarda da sorunlara yol açabiliyor. 

Dışkılama ve idrar yapmak istememe en belirgin şikayetleri arasında yer alıyor. Özellikle idrar yapma sırasında ciddi ağrılar ve yanmalar görülebiliyor bunun sebebi bu organlar birbirine çok yakın oldukları için herhangi birinin hareketi diğer taraftaki lezyonu etkileyip yanmalara ve ağrılara sebebiyet verebiliyor.

Kısırlık

Kısırlık yani infertilite ile endometriozis arasındaki ilişki sıklıkla tartışılan bir konudur. Endometriozis odakları özellikle tüplerde, yumurtalıklarda tıkanıklıklar ve yapışıklıklara neden olabiliyor bu da kısırlığa yol açıyor. Bu hastalık bazı çiftlerin çocuk yapma istekleri üzerine doktora gitmeleri ile de ortaya çıkabiliyor.

Ağrılı cinsel ilişki

Cinsel ilişki sırasında ağrı yaşayan birçok kadın bu sorununun altında yatan jinekolojik bir hastalığın olabileceğini aklına getirmiyor. Bu durum eşler arasında çeşitli sorunlara yol açabiliyor; ilişkiden soğuma, ayrılığa varan ciddi sorunlara neden olabiliyor. Bu yüzden böyle sorunlarda çikolata kistini çikolata kistini düşünmek gerekli olabiliyor.

Şiddetli adet sancısı

Şiddetli adet sancıları sıklıkla hemen her kadında görülebilen ve ağrının şiddetine göre çikolata kisti belirtileri arasında gösterilebilecek en belirgin rahatsızlıktır. Kadınlar bu ağrıların normal olduğunu ve hemen her kadında yaşandığı düşüncesiyle hareket etseler de bu durum jinekologlar tarafından en belirgin özellik olarak gösteriliyor.

Karında gaz ve şişkinlik

Bu hastalığın bir diğer belirtisi ise karında ağrı ve şişkinlik oluyor. Hasta adet döneminde başta olmak üzere karnındaki rahatsız edici şişkinlikten yakınıyor. Bu şişkinliğin altında başka nedenler olabileceği gibi endometriozis tehlikesi de akla getirilmeli.

Depresyon

Bu hastalığın sıklıkla karşılaşılan sebepleri arasında depresyon yer alıyor. Aslında hastalığın yaratmış olduğu rahatsızlıkların bir sonucu olabilecek kronik depresyon belirtisi kişinin günlük işlerinde aksamalara, cinsel sorunlara ve isteksizliklere, kronik yorgunluğa ve dolayısıyla hayattan zevk alamama durumuna kadar gidebiliyor.

Yukarıdaki bulgulara sahip kişilerin; bulgularının sebebi başka durumlardan da kaynaklanabileceği için, doktorlarına danışmaları gerekmektedir.

Endometriozis kısırlıkla nasıl bağlantılıdır?

Endometriozis kısırlığın en temel üç sebebinden biri sayılmaktadır. Hafif veya orta derece vakalarda dahi kısırlık olabilir. Bu tür vakalarda yapışıklıkları, kistleri ve hastalıklı dokuları ortadan kaldırmak için yapılan ameliyat doğurganlığı geri getirebilir. Ancak bazı vakalarda (düşük bir oran) kadınlar doğurganlığını geri kazanamayabilir. Endometriozisin doğurganlığı nasıl etkilediği kesin olarak anlaşılamamıştır.

Endometriozisin yumurtanın, yumurtalıktan salınımını etkilediği ve fallopian tüplere ulaşımını engellediği düşünülmektedir. Öne sürülen başka mekanizmalardan bir tanesi de döllenen yumurtanın rahim içine tutunmasını engelleyen rahim duvarındaki değişikliklerdir.

Endometriozis Nedir?

Endometriozis hastalığının ismi “endometrium”dan (rahmin iç duvarını oluşturan dokudan) geliyor. Endometriozisli kadınlarda, endometriumu oluşturan hücreler, rahim dışında başka organlar üzerinde yerleşim gösteriyor. 

Bu yerleşim genellikle yumurtalık, tüpler gibi diğer üreme organları, karın boşluğu veya uzak organlarda olabiliyor.

Doku, adet kanamasında görülenin aksine kendini vücuttan dışarı atamaz ve bu dokudan kaynaklanan kanama çevredeki dokularda enflamasyon ve şişmeye sebep olur. Bu süreç bölgede yara dokusuna sebebiyet vererek lezyon veya başka büyümelere neden olabilir. 

Özellikle yumurtalıkların dahil olduğu vakalarda kan, bulunduğu dokuların iç kısmına gömülerek kan birikimine ve bunun sonucunda çikolata kistlerinin oluşumuna sebep olabilmektedir.

Endometriozis nasıl bir hastalıktır?

Endometriozis, her yıl Türkiye’de yaklaşık 2 milyon kadını; ciddi periyodik ağrı, infertilite ve ilişki sırasında ağrıya neden olması sebebiyle olumsuz olarak etkilemektedir. Bu sayı, aynı yaşlardaki kadınların onda biri olduğu anlamına gelmektedir.

Endometriozis, doğurgan yaştaki kadınların %10-17’sini, kronik pelvik ağrısı olan kadınların da %35-60’ını etkiler ve kısırlığa yol açabilmektedir.

Endometriozis ile ilişkili ağrı, çok sık görülen bir bulgu olmakla kalmayıp aynı zamanda en ciddi ağrılardan biri olarak tedavi edilmesi gereklidir.

Hastaya tanının konulması yaklaşık 7-8 yıla kadar uzayabildiği için; hastaların çoğu uygun tedavi yöntemi alamadan ağrı çekmekte ve hem güncel yaşamları hem de cinsel hayatları ciddi derecede etkilenmektedir.

Endometriozis tedavisi; hastanın yaşına, gebelik isteğine ve bulgularının ciddiyetine göre değişebilir. Tedavideki ana amaç, ağrıyı kontrol altına almak ve olabildiğince hastalığın ilerlemesini, yeni odaklar oluşmasını engellemek ya da geciktirebilmektir. Bu amaç, cerrahi yöntem ya da ilaç tedavisi ile sağlanabilir.

Risk Altında Olanlar

Herhangi bir kadın endometriozis olabilir, ama aynı zamanda bazı faktörler de kadınlarda rahatsızlığın oluşmasında önemli risk grubunda yer alır:

  • Birinci derece akrabaların bu hastalığa sahip olması
  • 30 yaşından sonra ilk defa doğum yapacak olanlar
  • Beyaz kadınlar
  • Rahim yapısında anormallik olanlar
  • Doğum yapmamış olmak
  • Adeti erken yaşta görmek
  • Menapoza geç yaşta girmek
  • Vücutta daha yüksek östrojen hormon oranına sahip olmak veya vücudun hayat boyu üretilen östrojene daha çok maruz kalması
  • Düşük BMI (vücut kütle indeksi)
  • Alkol tüketimi
  • Endometriozise sahip olan bir veya daha fazla akrabaya sahip olmak (anne, hala/teyze veya kız kardeş)
  • Adet kanın vücuttan normal atılım yolunu engelleyen herhangi bir durum
  • Rahimdeki anormallikler

Endometriozis için kimler risk altındadır?

Endometriozis genelde adet başlangıcından birkaç yıl sonra gelişmeye başlar. Endometriozisin bulguları hamilelikle geçici olarak ve menopoz döneminde ise kalıcı olarak ortadan kalkar.

Endometriozis Evreleri Nelerdir?

America Society of Reproductive Medicine, Endometriozis için aşağıdaki gibi bir sınıflandırma sistemi geliştirmiştir. Endometriozisin evresi; bulunduğu bölgeye, miktara, derinliğe ve rahim içi dokunun implantlarının boyutuna göre değişebilir.

Spesifik kriterlerden bazıları şunlardır:

  • Hastalıklı dokunun yayılma miktarı
  • Kadın iç organlarının (tüpler ve yumurtalıklar) hastalıkla ilişkisi
  • Kadın iç organlarında var olan yapışıklıkların miktarı
  • Fallopian tüplerinin etkilenme miktarı

Endometriozis’in farklı evreleri nelerdir?

Endometriozisin evresi ağrının şiddetinin, kısırlık riskinin veya diğer bulguların doğrudan bir göstergesi olmayabilir. Örneğin, 1. Evredeki bir kadın büyük ölçüde ağrı hissederken 4. Evredeki bir kadın bulgusuz olabilir.

Önemli bir başka nokta başlangıç evresi ilk iki evredeki hastalığa sahip kadınlar eğer erken tedavi edilirse doğurganlıklarını geri kazanma şansları en yüksek olan grupturlar. Hastalığın ilerlemesi gebelik şansını azalttığı gibi tedaviden fayda görme olasılığını azaltır.

Teşhis Nasıl Konur?

Endometriozis’in tanısı için doktorunuz vücudunuzda anormallikler olup olmadığını kontrol eder, bulgularınızı sorar ve jinekolojik muayene ile başlar. Ancak daha ileri seviye testler yapılmadan, anormalliklerin teşhisinde doğru sonuç alınması zordur.

Bu testlerin bazıları aşağıdaki gibidir:

Jinekolojik muayene

Hastanın vajina, rahim, mesane ve rektumunu kontrol etmek için yapılır. Doktor, bu organların şekil ve büyüklüğünde değişme olup olmadığını veya herhangi bir kitlenin var olup olmadığını hissederek kontrol eder. Vajina ve rahim ağzının üst kısımlarını kontrol etmek için ise doktor vajina içine “spekulum” adı verilen bir alet yerleştirir.

Transvajinal Ultrason

Bu testte doktor vajina içine yüksek frekanslı ses dalgaları gönderen bir cihaz yerleştirir. Ses dalgalarının yankılanma biçimi bir görüntü yaratır.

Laparoskopi

Bu cerrahi prosedür, pelvisin (kasık) içindeki organları ve karın bölgesindeki diğer organları görüntülemek amacı ile laparoskop adı verilen bir görüş cihazı kullanılarak uygulanır. Bu operasyon göbekten yaklaşık 1 cm kadar küçük boyutta kesiler ile yapılır.

CA125 Testi

Bu test, kanda CA125 olarak bilinen, bazı jinekolojik kanserlerdeki tümörlerin işareti olan ama aynı zamanda endometriozise sahip olan kadınların da kanında mevcut olan bir proteinin seviyesini kontrol eder. Ancak CA125 seviyeleri hamilelik, menstruasyon (adet dönemi) ve başka jinekolojik hastalık veya kanserler sebebiyle de yüksek olabilmektedir.

Endometriozis Tedavisi

Endometriozisin tedavisi genel olarak ilaçlarla ve ameliyatla yapılır. Sizin ve doktorunuzun seçeceği tedavi yöntemi bulgularınızın şiddetine ve hamile kalmak isteyip istememenize bağlı olarak değişebilir. Genelde doktorlar ilk olarak konservatif (koruyucu) tedavi yöntemlerini önerirler ve ameliyatı son çare olarak değerlendirirler.

Doktorunuz, ağrınızı gidermeye yardımcı olmak için ağrı kesici özelliğe sahip bazı ilaçlar önerebilir. Eğer verilen ilaçlarda maksimum doz ağrınızı azaltmaya yetmiyorsa bulgularınızı kontrol altına almak için başka bir yöntem denemeniz gerekebilir.

İlaç (Hormon) Tedavisi

Hormon takviyeleri bazen endometriozisden kaynaklanan ağrının giderilmesinde etkili olabilir. Hormonların adet döngü süresince iniş-çıkışları rahim dışında yer alan rahim içi doku odaklarının kalınlaşmasına, sonra da çözünüp kanamasına yol açar. Hormon tedavisi endometriyal dokunun büyümesini yavaşlatabilir ve yeni odaklar oluşmasını engelleyebilir.

Hormon terapisi endometriozis için kalıcı bir çözüm değildir. Tedaviyi durdurduktan sonra bulguların yeniden oluşması olasıdır. Endometriozisi tedavi etmek için kullanılan hormon terapileri aşağıdaki gibidir:

Hormonal Doğum Kontrol Hapları

Doğum kontrol hapları, bantlar ve vajinal halkalar endometriyal dokunun her ay birikmesine sebep olan hormonların kontrol altına alınmasını sağlar. Bu yöntemler endometriozis kaynaklı hafif ve orta dereceli ağrıların giderilmesine yardımcı olur.

Progestreon Tedavisi

Bir rahim içi cihazı, doğum kontrol hapı veya doğum kontrol enjeksiyonu gibi bir progestreon tedavisi ile adet dönemi kanamaları ve endometriyal odakların büyümesi durdurulabilir, böylece endometriozisden kaynaklanan ağrı ve bulgular azaltılabilir.

Endometriozis Ameliyatı

Eğer endometriozis hastalığına sahipseniz ve hamile kalmaya çalışıyorsanız, endometriozisi ortan kaldıran başarılı ameliyatlarla rahim ve yumurtalıklarınızı koruyayarak hamile kalma şansınızı artırabilirsiniz.

Konservatif Ameliyat

Eğer endometriozis yüzünden şiddetli ağrıdan şikayetçiyseniz ameliyat yine faydalı olabilir. Ancak ameliyat sonrası ağrı kendini tekrarlayabilir.

Doktorunuz bu tedaviye laparoskopik olarak veya daha geniş vakalar için açık cerrahi ile başlayabilir. Laparoskopik cerrahi ameliyatında cerrah, karın boşluğuna ince bir kesi açar ve göbek deliğinin içinden geçecek olan laparoskop isimli bir görme cihazı yerleştirir, böylece başka bir küçük kesiden endometriyal dokuları çıkararak ortadan kaldırır.

Histerektomi

Ciddi endometriozis vakalarında en son seçenek olarak bilinen total histerektomi ameliyatı, rahim ve rahim ağzı ile yumurtalıkları ortadan kaldırmak amaçlı yapılan en iyi seçenektir.

Fakat yalnızca rahmin alındığı histerektomi ameliyatı etkili olmayabilir çünkü östrojen üreterek kalmaya devam eden yumurtalıklar endometriozis dokusunu tetikleyebilir ve ağrının geri gelmesine sebep olabilir. 

Histerektomi, özellikle doğurgan yaşlarda olan kadınlar için son çare olarak görülür. Bunun sebebi ise histerektomi sonrası hamilelik oluşumunun mümkün olmamasıdır.

Endometriozisin tedavi edilmesinde güvendiğiniz bir doktor ile hareket etmek çok önemlidir. Tedaviye başlamadan önce bütün seçeneklerinizi öğrenmek ve en iyi yöntemi seçtiğinizden emin olmak için ikinci bir görüş almak da isteyebilirsiniz.

Endometriozis ve Hamilelik

Endometriozis Kısırlığa Yol Açar Mı?

Endometriozis 25 ila 45 yaş arası kadınlar arasında sıklıkla görülen ve her 10 kadından 1’inin karşılaştığı sağlık problemlerinden biridir. Günümüzde sıkça karşılaşılan kadın hastalıklarının başında yer alan endometriozis, adet dönemi ve cinsel ilişki sırasında şiddetli ağrıya sebep olarak kişinin yaşam kalitesinin düşmesine neden olabilmektedir.

Endometriozis hastalığı, cinsel ilişki ve adet döneminde şiddetli sancıya sebep olabileceği gibi aynı zamanda üreme sağlığına da zarar vererek kısırlığa yani infertiliteye neden olabiliyor. Endometriozis hastalığına sahip kadınların arasında % 30 ila 50’si kısırlık sorunu ile karşı karşıya kalabiliyor.

Endometsiozis, bazı kadınlarda şiddetli ağrı ve irritabl bağırsak sendromu ile kendini belli ederken, bazı kadınlarda ise herhangi bir belirt vermez. Herhangi bir endometriozis belirtisine rastlanmayan hastalarda, bu hastalığın teşhis edilmesi 6 ila 10 sene arasında değişebilir. Bu sebeple, normal olarak değerlendirilen adet sancısı çeken kadınların mutlaka bir kadın doğum uzmanına görünmesi önemlidir.

Endometriozis Hastası Gebe Kalabilir Mi?

Hamileliğin olması için tüp doğrultusunda ilerleyen yumurtalıkların bir sperm tarafından döllenerek, rahim duvarına yerleşmesi gerekmektedir. Fakat endometriozis hastalığında, rahmin dışına yayılmış hastalıklı dokular tüplere ve yumurtalığa zarar vererek infertiliteye yani kısırlığa sebep olabiliyor. Endometriozis hastalığı spermlere ve yumurtalığa büyük ölçüde zarar vererek hamileliği engelleyebiliyor. Bu sebeple çocuk sahibi olmak isteyen anne adaylarının hamile kalma kararlarını ertelememesi öneriliyor.

Tüp Bebek Yöntemi (IVF)

Tüp bebek tedavisi ve aşılama gibi üreme yöntemleri veya konservatif ameliyat gibi yöntemlerle anne adaylarının hamile kalınmasına yardımcı olunabiliyor ve doğurganlık oranı % 15’lere kadar yükselebiliyor. Eğer endometriozis hastalığı tedavi edilmezse doğurganlık oranı % 2 ila 3 arasında değişebiliyor.

Tüp bebek tedavisi özellikle genç yaşlarda %50 ila 60 oranında anne adaylarının hamile kalma şansını artıyor. Endometriozis hastalığı nedeniyle uygulanacak olan tedavi anne adayının yaşı, sahip olduğu hastalıkları ve doğurganlık faktörleri belirliyor. Hekimin de uygun gördüğü tedavi yöntemlerinden ilaç, aşılama, ameliyat ve tüp bebek tedavisi gibi yöntemlerle endometriozis hastalığı tedavi edilebiliyor.

shutterstock1649838784minjpg_4817

Kolposkopi

Son yıllarda HPV enfeksiyonları ve bunlara paralel şekilde genital kanserler artmaktadır. Bu nedenle kanser taramalarında erken tanı araçlarının önemi büyüktür.

Serviks (rahim ağzı) kanserleri kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülen kadın kanserleri arasındadır.

Smear testi ile serviks kanserleri erken evrelerde taranmakta ve ameliyatsız basit operasyonel işlemlerle çoğu zaman tedaviler sağlanabilmektedir.

Buna rağmen PAP smear testleri, adı üstünde tarama testleri olup kanserin kesin tanısı için yeterli tanısal önemi sahip bulunmamaktadır.

Smear testi sonucunda problem çıkan yani anormal smear testi sonucuna sahip kadınlara kolposkopik inceleme (kolposkopi) yapılmalıdır.

Kolposkopi Nedir? Kolposkop Nedir?

Kolposkop, vajina incelemesi, kanser taraması; Serviks, vagina ve vulva dokularını bir büyüteç gibi genelde 4 ile 12 arasında büyüterek incelenmesine olanak sağlayan ve tarama amacıyla kullanılan aletin adına “kolposkop”, yapılan işleme ise “kolposkopi” adı verilmektedir. Kolposkopi uygulayan jinekolog hekime de “kolposkopist” adı verilir.

Kolposkop yardımı ile jinekolojik muayene masasında genital bölgede yerleşen Serviks kanserleri , Vajen Kanserleri ve Vulva Kanserleri veya kanser öncüsü hastalıkları rahatlıkla ve ağrısız bir şekilde tanımlanabilir.

Kolposkopik inceleme ile çıplak gözle net olarak izlenemeyen küçük patolojiler tespit edilebilmekte ve daha sonra tedavileri sağlanabilmektedir.

Özellikle smear testinde problem çıkması durumunda “asetik asit” sürülerek oluşan “aseto white” (beyazımtırak) alanlardan biyopsiler alınarak şüpheli lezyonların kanseröz veya pre-kanseröz olup olmadığı teşhis edilebilmektedir.

Kolposkopi Kimlere Yapılır? 

  • Anormal PAP smear olgularında (ASCUS, LGSIL, HGSIL gibi şüpheli, hafif veya orta düzey displazi saptanan olgularda). Bu olgularda ,HPV enfeksiyonu etkisi zaman içinde değişimlere yol açarak kanseröz durumlara neden olabilmektedir.
  • Tekrarlayan smear testlerinde sürekli devam eden enfeksiyonu olan kadınlarda
  • Jinekolojik muayene sonucunda serviks, vajina veya vulvanın anormal bir şekilde görülmesi durumunda kolposkopi işlemi yapılabilmektedir.

Kolposkopi Nasıl Yapılır?

Kolposkopi, kolposkop ile vajina, vulva ve serviksin taranmasıdırKolposkopi uygulaması son derece ağrısız ve çok önemli bir işlemdir. İşlem için öncelikle kişi jinekolojik muayene masasına uzanır, daha sonra “spekulm” adı verilen aletle vajina içi görünür hale getirilir.

Daha sonra vajinanın içi aydınlatılırken kolposkop yaklaştırılarak net bir şekilde cihazın vizöründen genital organlar büyütülür ve incelenir.

rahim-ici-polip-anatomi

Endometrial Polip

Endometrial Polip Nedir, Nasıl Tedavi Edilir ?

Rahim içi polip rahim iç tabakasından (endometrium) gelişen lezyonlardır. Rahim içi polip en sık rahimin fundus bölgesinde gelişirler. Endometrial(rahim içi) polip gelişiminde estrojen hormonunun etkisi olduğu düşünülmektedir.

Polip rahim içinden gelişen iyi huylu bir et parçasıdır.

Endometrial poliplerin kanserleşmesi çok nadirdir, 1000’de 3-5 oranında polipler kanserleşebilir.

Polip Patoloji

Endometrial poliplerin stromasında belirgin kan damarlarının oluşturduğu merkezi çekirdeği çevreleyen glandüler proliferasyonla karakterizedir.

Polipler kötü huylu değildir ama poliplerde kanser olma ihtimali binde 3 civarındadır.

Rahim İçi ve Rahim Ağzı Polip

Rahim içi polip sıklığı rahim biyopsisi ve rahimi alınan kadınlarda yapılan incelemelerde %10-20 oranında poliplere rastlandığı gösterilmiştir. Endometrial polip 20 yaşın altında kadınlarda görülme olasılığı azdır.Polipler 40-50’li yaşlarda daha sık gözükür.Poliplerin %60’ı menopoz öncesi (premenopoz)dönemlerde gözükür.

Polip Belirtileri

Poliplerin coğu asemptomatiktir. Yani çoğu herhangi bir belirti vermezler. Rahimde polip olan kadınlarda en sık belirti düzensiz vajinal kanamalardır. Anormal vajinal kanaması olan kadınlarda yapılan araştırmalarda %30’unda polipe rastlanmıştır. Polip olan kadınlarda tipik olarak kahverengi vajinal akıntı görülür. Kahverengi vajinal akıntısı olan kadınların polip olup olmadığının veya rahimde başka bir sorun olup olmadığının mutlaka tecrübeli bir jinekolog tarafından değerlendirilmesi gerekir. Kahverengi akıntı Poliplerde sık olarak görülür.

Endometrial Polip Gebeliğe Engel Olur Mu ?

Polipler üreme çağında sık görülen lezyonlardır. İnferil populasyonda sık rastlanırlar. Polipler rahim içinde değişik boyutlarda ve değişik sayılarda ve değişik yerlerde gelişebilirler. Poliplerin biyolojik karekterleri, poliplerin patolojik özellikleri ve polip oluşturan etkenler poliplerin üreme üzerine etkilerininden sorumlu olabilirler. Polipin kendisi ya direkt etkileri ile yada polip üreten faktörlerin indirekt etkileri ile üreme üzerine olumsuz etkilerde bulunurlar. Teorik olarak polipler gebeliğin oluşmasında olumsuz etki olarak şunlarla katkıda bulunabilirler;

  • düzensiz rahim içi kanamalar yapmaları
  • inflamatuar endometrial cevap oluşturmaları(ria benzeri)
  • sperm geçişinde obstriktif defekt oluşturma olasılığı
  • embriyonun rahime tutunmasında fiziksel ve endokrin(glycodelin molekülü) engel oluşturma
  • embriyo tutunması ve gelişmesine olumsuz mikro çevre etkisi.

Yukarıda sıralan etkilerinden dolayı rahim içi poliplerin hamileliğe engel oluşturabilirler.

Endometrial Polip Tanısı Nasıl Konur ?

Endometrial polip tanısı basit bir ultrason muayenesi ile tecrübeli bir jinekolog tarafından hemen konulabilir.Polip tanısı için şu yöntemlerden yararlanılabilir;

SİS (Serumlu rahim incelenmesi)

Sis yöntemi yüksek doğruluk oranı,güvenli,hızlı ve minimal invaziv etkisi nedeniyle polip tanısında kullanılan bir tanı yöntemidir.

HSG (rahim filmi)
Rahim polip tanısında rahimde dolma defekti şeklinde polipler gözükebilirler.

Histeroskopi

Polip histeroskopi tanısı hem tanı hemde tedavi açısından en önemli araçtır.Histeroskopi ile polipler tespit edilerek aynı seansda alınırlar.

MR

Polip tanısında mr rutin olarak kullanılan bir tanı aracı değildir.

Endometrial Polip Ameliyatı

Polip tedavisi polipin cerrahi olarak çıkartılmasıdır. Polipler histeroskopi denen inceleme yöntemi ile rahim içine kamera il bakılarak değerlendirilir ve aynı anda makas ile kesilerek çıkartılır. Polip çıkartılmasında bu işlemi yapan doktorun tecrübesi önemlidir.

Polip Ameliyatı , Histeroskopi İle Polip Çıkartılması Ameliyatı

Endometrial polip tedavisi polipin cerrahi olarak çıkartılması ile yapılır.Polip şu yöntemlerle çıkartılabilir.

  • Küretaj(D&C)
  • Histeroskopik polip rezeksiyonu
  • Transvajinal ultrason eşliğinde polip çıkartılması

Endometrial Polip Alınmazsa Ne Olur ?

Endometrial polipler çıkartılmazsa düzensiz ve yoğun kanamalar ve ara kanamaları devam eder ve buna bağlı kansızlık olabilir. Hastanın cinsel hayatı ve sosyal hayatı bozulur ve kansızlık gelişirse de süerekli halsizlik ve yorgunluk olur.  Endometrial poliplerin kanserleşme olasılığı azda olsa vardır ve çıkarılmayan poliplerde kanserleşme özellikle menapoz sonrası kadınlarda olur ama aşırı obez ve polikistik over sendromu olan kadınlarda menapoz öncesi dönemde de görülebilir.

Polipler düzensiz kanama yaparak ve endometrial kavitede embriyonun tutulmasını bozarak gebe kalmayı da engelleyebilir. Gebe kalamayan ve polip tespit edilen kadınlarda poliplerin çıkartılması uygun olacaktır.

Polip Ameliyatı Ne Kadar Sürer ve Sonrası

Polip ameliyatı ayaktan günübirlik cerrahi girişim şeklinde yapılır, hastanede yatılması gerekmez. Ameliyattan önce 4-6 saat açlık yeterlidir. Hafif bir sedasyon analjezisi ile yapılır. Normal şartlarda işlem 10-15 dakika sürer. ve sonrasında hasta uyandıktan ve kendine geldikten sonra 1-2 saat içinde hastaneyi terk eder. Ertesi gün normal hayatına devam eder ve işlemden sonra birkaç gün az az kanaması olabilir. Poliplerin az da olsa tekrarlama riski mevcuttur o nedenle işleminizi yapan doktora belli aralıklarla kontrole gitmek uygun olacaktır. Normalde polip ameliyatı sonrası adet düzensizliği düzelir ara kanamalar geçer ve kanamaların miktarı azalır. Şikayetlerde düzelme olmazsa yine doktorunuza görünmeniz gerekir.

Endometrial polip tedavisi sonrası cinsellik kanama durduktan sonra başlayabilir.

Endometrial Poliplerin Bitkisel Tedavisi

Endometrial poliplerin bitkisel tedavisi, alternatif ilaçlar ile tedavisi veya hacamat uygulayarak düzelmesi söz konusu değildir. Bu şekilde alternatif ve bilimsel olmayan yaklaşımlar sadece vakit ve paranızın israf edilmesidir. Lütfen bu tür yaklaşımlara itibar etmeyiniz.

Rahim içi endometrial polipler düzensiz kanama , ara kanaması, kahverengi lekelenme, adet kanamasının artması , ilişki sonrası kanama gibi belirtilere yol açabilir. Bu nedenle halsizlik yorgunluk gibi kanamanın artması ile ilişkili şikayetlere neden olur. Endometrial poliplerin tedavisinde histeroskopi en çok uygulanana ve en başarılı ameliyatdır. Rahim içine milimetrik bir kamera ile girilerek polip görülür ve mikro bir makas ile kesilerek çıkartılır. Polip ameliyatları günübirlik uygulanır, hastanede yatmayı gerektirmez.

Rahim içi poliplerin kanser olma ihtimali binde 3 oranındadır. Polip zemininde gelişen bir kanser olduğunda hastanın yaşına ve çocuk beklentisine göre tedavi planlanmalıdır.

Endometrial Polipler Gebeliğe Engel Mi ?

Polipler düzensiz kanama yaparak ve endometrial kavitede embriyonun tutulmasını bozarak gebe kalmayı da engelleyebilir. Gebe kalamayan ve polip tespit edilen kadınlarda poliplerin çıkartılması uygun olacaktır.

Endometrial Polipler Ağrı Yapar Mı ?

Polipler ağrı yapmaz ama kanama düzensizliği yaparak adet sancısında yaşanan ağrıların oluşmasına sebep olabilir.

Tamoksifen Kullanan Meme Kanseri Hastalarında Endometrial Kalınlaşma ve Polipler

Tamoksifen, östrojene duyarlı meme kanseri hastalarının 5-10 yıl kullanması gereken bir ilaçtır. Bu ilaç meme kanseri tekrarlamasını, kanserin diğer memede tekrarlamasını ve metastaz yapmasını azaltır. Ayrıca hastaların yaşam süresini uzatır ve meme kanserine bağlı ölüm riskini azaltır. Bu sebeplerle önemli bir ilaçtır. Tamoksifen meme kanseri üzerine koruyucu ve faydalı birçok etkide bulunurken yumurtalık ve rahim üzerinde birtakım olumsuz etkilerde bulunabilir. Tamoksifen yumurtalıklarda kistlerin gelişmesine sebep olur bu kistlerin çoğu basit ve ameliyat gerektirmeyecek kistlerdir. Bunun tecrübeli bir kadın doğum uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekir. Birçok hasta tamoksifene bağlı kist geliştiği söylenilerek ameliyat olmaktadır. Bazılarında gerçekten ameliyat gerekirken büyük bir kısmı ameliyat gerektirmeden düzelebilir.

Tamoksifen endometrium üzerinde de uyarıcı etki gösterir ve endometriumun kalınlaşmasına yol açar. Bu kalınlaşmanın derecesi ve beraberinde polip olup olmadığı ve hastaların kanamalarını olup olmadığı veya adet kanamasını paterninin değişip değişmediği endometrial kalınlaşması ve polibi olan hastalara müdahele ederken önemli bir konudur. Çünkü Tamoksifene bağlı rahim kanseri gelişebilir. Bunu anlamanın yegane yolu endometrial kalınlaşma veya polip gelişen hastalarda biopsi alınması veya rahim duvarının kazınmasıdır.

Adet görmeyen bir kadında normal endometrium 4 mm’dir bunun üzerindeki değerler kalınlaşma olarak kabul edilir. Endometrial kalınlaşma varsa ve özellikle de beraberinde kanama veya düzensiz kanama varsa endometrial kalınlığın biopsi alınarak , histeroskopi veya rahim duvarı kazınarak değerlendirilmesi ve çıkartılan materyalin mutlaka patolojik incelemeye gönderilmesi gereklidir.

Meme kanseri hastalarının %5-10 ‘da BRCA gen mutasyonu vardır ve bu hastaların bir kısmında yumurtalık kanseri ve tamoksifen kullanımına bağlı rahim kanseri gelişme riski vardır. Bu sebeplerle meme anseri tanısı alan ve/veya tamoksifen kullanan hastaların daha sık aralarla jinekolojik muayeneye gitmesi gereklidir.

timthumb.php

Smear Testi

SMEAR TESTİ NEDİR?

Başta rahim ağzı ( serviks ) kanseri olmak üzere rahim ağzındaki hücresel düzensizlik ve kanser öncüsü hücrelerin ve enfeksiyonların saptanmasında kullanılan smear testi ayrıca rahim iç zarı ( endometrium ) kanserinin de erken teşhisine yardımcı olabilir. Böylelikle hücresel bozukluklar rahim ve rahim ağzı kanserine dönüşmeden erken evrede tespit edilir. Hasta sağlığına tamamen kavuşabilir.

SMEAR TESTİ HANGİ HASTALIKLARIN TEŞHİSİ İÇİN YAPILIR?

Smear testi, rahim ağzı ( serviks ) kanseri olmak üzere rahim ağzındaki hücresel düzensizlik ve kanser öncüsü hücrelerin, endometrium kanserinin teşhisi için kullanılan bir testtir. Kadınların, kadın doğum hastalıkları uzmanlarının belirlediği rutinde smear testi yaptırması gerekmektedir.

SMEAR TESTİ NASIL YAPILIR?

Smear Testi, rahim ağzı ( serviks ) denilen bölgeden 5-10 saniye gibi kısa süre içinde ağrısız olarak fırça yardımıyla sürüntü alınması işlemidir.

Rahim ağzı, rahmin vajina içinde yer alan kısmı olup jinekolojik muayene esnasında spekulum uygulaması ile gözle görülebilen kısmıdır. Rahim ağzı muayene esnasında doğum yapmamış kadınlarda ortası delik yuvarlak bir yapı olarak izlenir. Vajinal doğum yapan kadınlarda orta kısım yatay bir çizgi halini alır.

SMEAR TESTİNE DAİR SIK SORULAN SORULAR 

Smear Testi Sonucu Pozitif Çıkması veya Negatif Çıkması Neyi İfade Eder?

Günümüzde kullanılmayan terimlerdir. Smear sonucunun negatif çıkması sorun saptanamadığını gösterirken smear sonucunun pozitif çıkması enfeksiyon hücre bozukluğu gibi bir sorunun varlığını işaret eder.

Smear Testi Sonucu Nasıl Değerlendirilir?

Smear testi ile saptanan rahim ağzındaki kanser öncüsü değişiklikler hastalığın şiddeti ve derecesine göre aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

ASCUS: Smear testi ile alınan hücreler patoloji uzmanı tarafından değerlendirilir. Bu değerlendirme esnasında bir iki alanda “kanser öncüsü hücrelerin varlığından patoloji uzmanı şüphe duyar ve emin olamaz ise ASCUS olarak rapor eder. Bu tanı kesin olarak hücresel bozukluğu göstermez. Ancak böyle bir durumda smear testinin yenilenmesi için bir yıl beklenmez. 2-3 ay sonra smear testi tekrar edilmelidir.

ASCUS tanısında 2-3 ay yeniden smear alınması için beklemek yerine “kolposkopi” adı verilen bir büyüteç ile rahim ağzı detaylı olarak değerlendirilir. Bu değerlendirme esnasında riskli / şüpheli bir bulgu saptanırsa o bölgeden kesin tanı amacıyla servikal biyopsi işlemi ile doku örneği küçük bir parça olarak alınarak incelemeye gönderilebilir.

Yine ASCUS saptanan hastalarda Human Papilloma Virüsü Tiplendirme Testi yapılarak olayın önemi hakkında detaylı bilgi sahibi olunabilir. Bu sonuca göre HPV aşısı yapılabilir veya kolposkopi ile detaylı değerlendirme yapılabilir.

Yeniden smear alınması için 2-3ay beklemenin zararı olmaz, bu esnada hastalık ilerlemez.

LSIL Smear testinin incelenmesi sonucunda bazı alanlarda hücresel bozukluklar saptanmıştır. Saptanan kanser öncüsü hücreler hastanın rahim ağzı kanseri olduğunu göstermez. L SIL tanısı alan olguların %90’ında bağışıklık sistemi iyi ise kendiliğinden iyileşme ve tam bir sağlık hali meydana gelir. Ancak takiplerini sağlık kontrollerini ihmal eden bağışıklık sistemi güçlü olmayan hastaların %10’unda hastalık ilerleyip H SIL denilen 3. Derece hastalık evresine ilerleyebilir.

L SIL saptanan hastalara kolposkopi aleti ile rahim ağzı büyütülerek detaylı olarak incelenir. Şüpheli alanlardan dokulardan incecik doku örnekleri alınır. Buna “servikal biopsi” işlemi adı verilir. İşlem biraz ağrılı olabilir. Ancak hastaya anestezi verilmesine gerek yoktur.

HSIL: Mutlaka kolposkopi yapılması gerekli yerlerden biyopsi ile doku örneği alınmalıdır. Biyopsi raporuna göre yaklaşım gerekir.

Smear testinin önemi nedir?

Rahim ağzındaki hücrelerde bozukluk ve değişiklikler ortaya çıkabilir. Bu değişime uğrayan hücrelere “kanser öncüsü hücreler ( hücresel displazi) “ adı verilir.

Smear testinin amacı değişiklikler kansere dönüşmeden tespit etmektir. Böylelikle kadın kanser aşamasına gelmeden kolaylıkla tedavi imkanına kavuşur.

Rahim ağzındaki normal hücrelerin kanser öncüsü hücreler haline gelmesinde temel neden Human Papilloma Virüsü ’dür ( HPV ) .

HPV genital bölgede siğillere ve rahim ağzında kanser öncüsü hücrelerin ( displazi ) oluşmasına neden olur. HPV en çok cinsel yolla bulaşır. Ülkemizde son yıllarda HPV ’ ye bağlı siğillerde ve rahim ağzı kanser öncüsü lezyonlarda artış söz konusudur.

Smear testi, işte bu kanser öncüsü değişikliklerin erken aşamada saptanmasında etkili kolay ve ağrısız bir işlemdir. Smear testi sayesinde hücresel değişiklikler rahim ağzı kanserine dönüşmeden tedavi edilebilir. Tedavi sonrasında kadın tamamen sağlığına kavuşur, hamile kalabilir. Rahminin alınmasına ışın ya da ilaç tedavisi almasına gerek kalmaz.

Rahim Ağzı Kanser Öncüsü Hücrelerin Ortaya Çıkmasının Nedeni Nedir?

Smear testinde rahim ağzında kanser öncüsü hücrelerin ortaya çıkması olasılığını arttıran risk faktörleri altta yer almaktadır;

  • Erken yaşta ilişkiye girilmiş olması
  • Birden fazla cinsel eş varlığı
  • Cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü (bel soğukluğu, frengi, uçuk virusu gibi)
  • Genital siğil varlığı
  • Kötü genital bakım
  • Sigara kullanımı

Smear Testi Kesin Sonuç Verir mi?

Smear testi tarama testidir. Kesin bilgi veremez. Bu nedenle şüpheli durumlarda kesin tanı için servikal biyopsi işlemi yapılır.

Servikal biyopsi ile alınan dokular patolojiye gönderilir. Biyopside alınan dokuların incelemesi sonucu 5 farklı sonuç rapor edilir:

1-Normal hücreler: Smear sonucunda hücresel bozukluk olduğunu gösteren bulgular olmasına rağmen kimi zaman biyopsi sonucu temiz olarak rapor edilebilir. Bu durumda 3-6 ay sonra smear testini tekrar etmek yeterlidir.

2-CIN-1: Smear testi 3-4 ay sonra tekrar edilmelidir.

3-CIN-2

4-CIN-3: Smear sonucunda CIN-2 veya CIN-3 saptanması durumunda rahim ağzının üst tabakası LEEP işlemi ile alınır. Alınan bu doku başparmağımızın tırnağı büyüklüğündedir. Patolojiye gönderilir.

5-Rahim Ağzı Kanseri: Servikal biyopsi sonucunda rahim ağzı kanseri teşhisi konulmuş ise rahmin alınması lenf bezlerinden biyopsi yapılması ışın tedavisi kemoterapi ( ilaç tedavisi ) gerekir.

Smear Testi Sonrası Kontrolün Önemi 

Smear testi sonuçlarına göre rahim ağzında kanser öncüsü hücreler ( displazi ) saptanması halinde hastanın belirli aralıklarla kontrole gelmesi gerekmektedir. Hasta kontrollere gelmez ve gerekli tedavileri almaz ise;

  • Hafif dereceli bozukluklarda 10-14 yıl içinde
  • Şiddetli displazilerde 1-5 yıl içinde rahim ağzı kanserine dönüşme riski vardır.

Bu nedenle yıllık kadın doğum kontrolleri ve smear testi yapılması, smear testi veya biyopside kanser öncüsü hücrelerin saptanması durumunda düzenli kontroller büyük önem taşımaktadır.

Rahim Ağzında Kanser Öncüsü Hücresel Bozukluklar Nasıl Tedavi Edilir?

Hafif düzeyde hücresel bozukluklar kadının bağışıklık sistemi güçlü ise kendiliğinden düzelebilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla takip edilebilir.

Kontrollerde;

  • Rahim ağzı dikkatlice değerlendirilir.
  • Gerekirse kolposkopi denilen büyüteç ile ayrıntılı gözlem yapılır
  • Smear ve enfeksiyon bulgusu var ise kültür testleri yapılmalıdır.

Kanser öncüsü hücresel düzensizliklerin iyileşmesinde tamamen kaybolmasında önemli hususlar şunlardır:

1. Bağışıklık sistemi güçlü olmalıdır

2. Sağlıklı beslenme,

3. Stresten uzak olmak,

47DQkOIk

Adet Sancısı

Adet sancısı diğer adıyla adet krampları, adet görmenin günlük yaşama en çok etki eden tarafıdır. Kadınların yarısından fazlası adet sırasında bu ağrıları yaşamaktadır. Ağrılar bazen hafif, bazen de şiddetli şekilde hissedilebilir. Şiddetli regl ağrısına tıp dilinde dismenore denir. 

Adet sancısı neden olur?

Adet görme denen kanama, normalde bebek gelişimi için hazırlanan rahim duvarının döllenme olmaması sonucunda, vücut tarafından atılması nedeniyle oluşur. Rahim yani uterus, aslında bir kas dokusudur. İşte, bu kas dokusu iç tarafını çevreleyen yumuşak duvarı atmaya yardımcı olmak için kasılmaya başlar. Prostaglandin denen hormon, rahmin bu kasılmalarını tetikler. Prostoglandin, adet başlamadan bir-iki gün öncesinde kanda yüksek seviyelere ulaşır ve adetin ilk iki gününden sonra azalmaya başlar. Prostaglandin seviyesi ne kadar yüksek olursa, adet krampları da o kadar şiddetli yaşanır. Adet sancılarının, menstrüasyonun en başında hissedilmesinin sebebi de budur. Adet döngüsü nedeniyle hissedilen adet sancılarına primer dismenore denir.  Bunun haricinde aşağıda sıralanan tıbbi durumlar nedeniyle hissedilen adet sancıları ise sekonder dismenore olarak adlandırılır: 

  • Servikal darlık: Bazı kadınlarda, rahim ağzının açıklığı, adet akışını engelleyecek kadar küçüktür. Bu küçük açıklık rahim içindeki basıncın artmasına neden olarak daha şiddetli bir ağrı yaratabilir.
  • Endometriozis: Rahmi kaplayan dokunun uterusun dışına çıkarak, fallop tüpleri, yumurtalıklar veya pelvisi kaplayan diğer dokular üzerine doğru gelişip yerleşmesine denir. Çikolata kistlerinin oluşmasına neden olabilir, ağrılı adet görme yanı sıra, cinsel ilişki sırasında da ağrı hissedilebilir.
  • Uterin fibroidleri: Rahim duvarında kas ve fibroz dokudan oluşan uterin fibroidleri, kanserli olmayan fakat sert ve büyük olabilen tümörlerdir. Rahim fibroidleri taşıyanlar, adet görme esnasında daha şiddetli ağrı hissedebilirler.
  • Adenomyozis: Bu rahatsızlıkta rahmi kaplayan doku uterusun kas duvarlarına doğru büyümeye başlar.
  • Pelvik inflamatuar hastalık: Dişi üreme organlarının bu enfeksiyonuna genellikle cinsel yolla bulaşan bakteriler neden olur.

Adet sancısı belirtileri nelerdir?

Adet krampları ve bu kramplarda birlikte gözlenebilen diğer belirtiler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Alt karın bölgesinde yoğunlaşan sancılar.
  • Adetten 1 ila 3 gün önce başlayabilen bu ağrı, adet başlangıcından 24 saat sonra en üst seviyeye ulaşır ve 2 ila 3 gün içinde azalır.
  • Ağırlık hissi veren, sürekli bir ağrı (kasıklarda ya da iç bacaklarda da hissedilebilir).
  • Bele yayılabilen ve uyuşukluk verebilen ağrı.

Bazı kadınlar ayrıca aşağıda yer alan semptomları da gösterirler:

  • Mide bulantısı,
  • Yumuşak dışkılama,
  • Baş ağrısı,
  • Baş dönmesi.

Kimler daha şiddetli adet görme riski altındadır?

Aşağıdaki durumlarda menstrüel kramp riski daha şiddetli gözlenebilir:

  • 30 yaşından küçükler,
  • Ergenliğe erken, 11 yaşında veya daha erken yaşta girenler,
  • Adet döneminde ağır kanaması olanlar,
  • Düzensiz adet kanaması olanlar,
  • Ailede adet sancısı öyküsü olanlar,
  • Sigara içenler.

Adet krampları diğer tıbbi komplikasyonlara neden olmaz, ancak okula, işe ve sosyal aktivitelere etki edebilir. Yine de, menstrüel kramplarla ilişkili bazı durumların komplikasyonları olabilir. Örneğin endometriozis, fertilite sorunlarına neden olabilir. Pelvik enflamatuar hastalık, döllenmiş bir yumurtanın uterus dışına implante olma (ektopik gebelik) riskini artırabilir .

Adet sancısı nedeniyle ne zaman doktora görünmeli?

Adet krampları her ay günlük yaşantınızı oldukça etkileyecek şekilde yoğun yaşanırsa, semptomlarınız giderek kötüleşirse veya önceden olmadığı halde 25 yaşından sonra şiddetli adet krampları yaşamaya başlarsanız, vakit geçirmeden bir uzmana başvurmanız gerekir. 

Şiddetli adet sancılarında hekim hangi testleri isteyebilir? 

Hekiminiz çok şiddetli ve giderek artan ağrılarda, altta yatan başka bir tıbbi durumun olasılığını elemek için birtakım testler isteyebilir. 

  • Ultrason: Bu test rahim, fallop tüpleri ve yumurtalıklarını görüntüsünü oluşturmak için ses dalgaları kullanır.
  • Diğer görüntüleme testleri: BT taraması veya MR taraması ultrasondan daha fazla ayrıntı sağlar ve doktorunuzun altta yatan koşulları teşhis etmesine yardımcı olabilir. BT, vücudunuzdaki kemik, organ ve diğer yumuşak dokuların enine kesit görüntülerini üretmek için birçok açıdan alınan X-ışını görüntülerini birleştirir. MR ise, iç yapıların ayrıntılı görüntülerini üretmek için radyo dalgalarını ve güçlü bir manyetik alanı kullanır. Her iki test de ağrısızdır.
  • Laparoskopi: Genellikle menstrüel krampları teşhis etmek için gerekli olmamakla birlikte, laparoskopi endometriozis, adezyonlar, fibroidler, over kistleri ve ektopik gebelik gibi altta yatan bir durumun tespit edilmesine yardımcı olabilir. 

Adet sancısına ne iyi gelir? 

“Adet sancısı nasıl geçer?” ve “Adet sancısına ne iyi gelir?” soruları özellikle adet görmeye yeni başlayan genç kızların cevabını aradıkları sorulardır. Adet sancısını gidermek için ilaçlar ya da takviyelerle birlikte yaşam stili değişiklikleri yapılabilir. 

Adet sancısı için hangi ilaçlar kullanılır?

  • Nonsteroid antienflamatuvar ilaçlar: İbuprofen ya da naproksen etken maddelerini içeren ilaçlar hem prostoglandin düzeylerini baskılar hem de ağrı hissinin giderilmesine yardımcı olur. Adetin ilk gününden itibaren doktorun önerdiği dozda kullanılabilir. Bununla beraber eğer ilaçların içerisindeki maddelerden herhangi birine karşı hassasiyetiniz varsa ya da bu ilaçlarla etkileşen başka bir tıbbi durumunuz bulunuyorsa doktora danışmanız gerekir. 
  • Doğum kontrol ilaçları (Oral kontraseptifler): Oral doğum kontrol hapları, yumurtlamayı önleyen ve adet kramplarının şiddetini azaltan hormonlar içerir. Bu hormonlar ayrıca enjeksiyon, cilt yaması, kol derisinin altına yerleştirilmiş bir implant ya da vajinaya yerleştirilen esnek bir halka şeklinde de verilebilir. Bazı durumlarda rahim içi (intrauterin) cihazlar da tavsiye edilebilir.

Adet sancısına iyi gelen yaşam tarzı değişiklikleri ve evde uygulanabilecek tedaviler nelerdir?

“Regl sancısına ne iyi gelir?” sorusunun cevabını arayanlar çeşitli yaşam tarzı değişiklikleriyle ağrılarını hafifletebilirler. İstirahatin yanı sıra adet sancısına iyi gelen uygulamalar şunlardır:

  • Isı uygulaması: Küveti sıcak su ile doldurup içine girmek ya da karnınızın alt tarafına koyabileceğiniz bir sıcak su torbası adet kramplarını hafifletebilir. Bununla beraber, adet sancısı için satılan bazı ısı yamalarından da fayda görebilirsiniz. 
  • Düzenli egzersiz: Düzenli olarak, haftada 3 gün en az yarım saat yapılan egzersiz, beta-endorfin denen bir maddenin salınmasına yardımcı olur. Bu madde vücudun doğal ağrı kesicisidir. Bunun dışında egzersiz prostoglandinlerin daha çabuk yıkılmasını sağlayabilir. 
  • Diyet takviyeleri: Bazı çalışmalar E vitamini, Omega-3 yağ asitleri, B-1 vitamini (tiamin), B-6 vitamini ve magnezyum takviyelerinin adet kramplarını azalttığını göstermiştir. 
  • Stresi azaltma: Psikolojik stres altında olduğunuz zamanlarda adet kramplarınızın ve ağrılarınızın daha şiddetli olduğunu gözlemlemiş olabilirsiniz. Bu tür durumlarda meditasyon ve yogadan yararlanabilirsiniz.

Adet sancılarını azaltan alternatif tıp yöntemleri nelerdir?

Adet kramplarını tedavi etmek için alternatif tedavilerin çoğu hakkında yeterli bilimsel çalışma bulunmamakla birlikte, bu yöntemlerin bazı kişilere yardımları dokunabilir. Tüm bu yöntemlere mutlaka doktor önerisiyle başvurulması gerekir. 

  • Akupunktur: Akupunktur, vücudunuzdaki stratejik noktalara çok ince iğneler sokarak çeşitli rahatsızlıkları tedavi eden bir alternatif tıp yöntemidir. Bazı çalışmalar, akupunkturun menstrüel krampları rahatlatmaya yardımcı olduğunu göstermektedir.
  • Deri altı elektriksel sinir stimülasyonu (TENS): Bir TENS cihazı, içinde elektrot bulunan yapışkanlı yamaları kullanarak cilde bağlanır. Elektrotlar sinirleri uyarmak için çeşitli seviyelerde elektrik akımı sağlar. TENS, ağrı sinyalleri eşiğini yükseltir ve vücudun doğal ağrı kesicilerinin (endorfinler) salınmasını uyarır. Çalışmalarda, TENS adet krampı ağrısını hafifletmede plasebodan daha etkili bulunmuştur.
  • Bitkisel ilaçlar: Piknogenol, rezene, çuha çiçeği yağı gibi bazı bitkisel ürünler, menstrüel  krampları azaltabilir.
  • Akupresür (akubası): Akupunktur gibi, akupresür da vücut üzerinde belirli noktaları uyarır, ancak iğneler yerine cilt üzerinde hafif bir baskı yaparak bunu sağlar. Her ne kadar akupressür ve adet krampları ile ilgili araştırmalar sınırlı olsa da, adet sancılarını hafifletmede akupunkturun plasebodan daha etkili olabileceği gösterilmiştir.
27814

Genital Siğil

HPV Virüsü Nedir?

Hem kadınlarda hem erkeklerde görülen genital siğiller, cinsel yolla bulaşan HPV enfeksiyonun genital bölgedeki belirtisidir. “Kondiloma aküminata” olarak da adlandırılır.  HPV virüsünün (Human papilloma virus – İnsan papilloma virüsü) 200’den fazla çeşidi bulunur ve bunlardan 40’ı genital siğillere neden olur. En çok siğillere yol açan tip HPV 6 ve HPV 11’dir. Ancak bu HPV tipleri kansere yol açmazlar.

Özellikle kadınlarda, başka HPV tipleri de aynı anda vücutta bulanabilir ve bu nedenle Pap Smear gibi testlerin yapılması gerekir.  Genital siğiller deride açık veya koyu kahverengi kabarıklıklar, kimi zaman lekeler halindedir. Tek olarak görülebileceği gibi birden fazla siğil yan yana karnabahar şekilde görünebilir. Siğiller kimi zaman et beni sanılır ya da hiç fark edilmez. Kaşıntı yapabilir ya da cinsel ilişki sırasında kanamaya yol açabilirler.

Kadınların ve erkeklerin yüzde 60’nın hayatının bir döneminde HPV ile karşılaştığı tahmin ediliyor. Virüs vücuda girdikten sonra genellikle bağışıklık sistemi tarafından baskılanıyor. Baskılanmadığı durumlarda genital siğillere yol açan tipler, bulaşma sonrası ortalama 1 sene sonra belirti veriyor.

Virüs belirti verse de vermese de vücutta olduğu için başka kişilere bulaştırma ihtimali bulunuyor. Dolayısıyla HPV virüsünün ne zaman ve kimden bulaştığı belirlenemiyor. Genital siğiller ne kadar erken teşhis edilirse tedavisi o kadar kolay oluyor. Siğiller kremler, çeşitli yakma yöntemleri ya da büyüklüklerine göre cerrahi ile tedavi ediliyor.

Genital siğiller toplumda yüzde 1 oranında görülüyor. 20’li yaşlarda bu oran yüzde 7’ye çıkıyor. Rahim ağzı kanseri aşısı yapılsa bile mutlaka tarama programlarına devam edilmesi gerekiyor. 21 yaşından itibaren tüm kadınlara üç yılda bir Smear yapılması gerekiyor.HPV ile PAP smear testinin beraber kullanıldığı tarama Co-Test ise 30 yaşından itibaren yaptırılması tavsiye ediliyor. Bu sonuçların her ikisi de iyi çıkarsa beş yıl içerisinde rahim ağzı kanseri veya kanser öncesi lezyonu gelişme oranı yüzde 0, 08’e düşüyor.

HPV Nasıl Bulaşır?

  • HPV virüsü her iki cinsiyette de görülebilir ve kişiden kişiye cinsel temasla bulaşır. Vajinal ve anal ilişkinin yanı sıra, kondomun örtmediği genital bölgedeki deri temasıyla da HPV bulaşabilir. 
  • Genital siğiller görünür olmasa da HPV ile enfekte derinin genital bölgeye teması virüsün bulaşması için yeterli olur.
  • Nadiren oral cinsel ilişki ile bulaşır.
  • HPV bulaştıktan sonra uzun yıllar vücutta sessiz kalabilir ve herkeste genital siğile neden olmaz. Birçok kişide HPV, vücudun savunma sistemi tarafından etkisiz hale getirilir.
  • Genital siğil yapan HPV tipleri bulaştıktan sonra siğiller birkaç ay ya da birkaç yıl sonra ortaya çıkabilir. Bu sürede kişi taşıyıcı durumunda olur ve hastalığı başkalarına bulaştırabilir. 
  • HPV taşıyan gebelerde, doğum sırasında anneden bebeğe geçebilir. 
  • Genital siğillerin hangi partnerden geçtiğini ve virüsün ne kadar zamandır vücutta olduğunu saptamak mümkün değildir.
  • Tedavi edilmeyen hastalarda siğiller çoğalabilir ve boyutları büyüyebilir.
  • Genital siğiller öpüşmekle, havlu, çatal-kaşık kullanımı, bardak, tuvaletten bulaşmaz.

Korunma Yolları

  • Vajinal, anal veya oral seks sırasında her zaman prezervatif kullanın – ancak virüs prezervatif tarafından korunmayan cilt bölgelerinden de bulaşabilir.
  • Genital siğiller için tedavi görürken cinsel ilişkiye girmeyin.
  • HPV aşısı yaptırın: HPV’den korunmanın en etkili yolu; hem kadınlar hem de erkekler için HPV aşısı olmaktır.
  • Tüm dünyada kullanılan ve bazı ülkelerde çocukluktan itibaren yapılan HPV aşısı, virüsün en sık kanser yapan HPV 16 ve 18 tipine karşı koruyuculuk sağlıyor. Ayrıca, dörtlü aşının (kuadrivalan) genital siğil yapan 6 ve 11 tiplerine karşı koruyuculuğu da bulunuyor. Tüm rahim ağzı kanserlerinden yüzde 90 oranından koruyabildiği gibi, siğilden de aynı oranda koruyor.

Belirtiler

Genital Siğillerin Belirtileri Nelerdir?

Genital siğiller toplu iğne başı büyüklüğünde, kabarcıklı ve pürtüklü yapıdadır. Birden çok olduklarında birleşerek karnabahar görünümünü alabilirler. Başlangıçta deri renginde veya kahverengi kabartılar şeklinde olabilirler. Siğiller genellikle şikayete neden olmazken, bazen kaşıntıya neden olabilir, cinsel ilişki sırasında kanayabilir.

Genital Siğiller Şu Bölgelerde Ortaya Çıkabilir

  • Siğiller tek, grup halinde, ciltten yüksek, yassı veya “karnabahar” biçimli olabiliyor.
  • Deri kabarık, üzeri pürtüklü, deri rengi, açık kahverengi ya da rengi gri olabiliyor.
  • Genellikle acı-ağrı hissi olmuyor. Ancak kaşıntı olabiliyor.
  • Cinsel ilişki sırasında hafif kanama yapabiliyor.
  • Siğil olan bir kişi ile cinsel temas sonrasında, haftalar ya da aylar içinde ortaya çıkabiliyor.
  • Genital siğillere neden olan HPV enfeksiyonu, ağzın genital bölgeye teması olursa nadir olarak boğazın içinde siğile neden olabilir.
Kadınlarda
  • Vulvada (dış kadın genital bölgesi)
  • Vajina içinde veya çevresinde
  • Anüs içinde veya çevresinde
  • Kasıklarda (genital bölgenin iç uylukta buluştuğu yer)
  • Rahim ağzında
Erkeklerde
  • Penis,  
  • Testisler,  
  • Kasık,  
  • Bacak arası veya anüste bir veya daha çok sayıda ortaya çıkıyor.

Tanı Yöntemleri

Genital Siğillerin Tanı Yöntemleri

Genital siğiller görüntüleri açısından çok tipiktir. Genital siğillerin teşhisi Deri Hastalıkları Uzmanı (Dermatolog) tarafından yapılan muayene ile siğillere bakılarak tanı konabilir. Jinekoloji ve Üroloji tarafından da tanı konabilir. Kadınlarda, özellikle yıllık rutin jinekolojik muayene sırasında tespit edilebilir.

Eğen genital siğilleriniz varsa, tedaviniz bitene kadar cinsel ilişkiye girmeyin ve partnerinizi de bilgilendirin. Kadınlarda HPV, rahim ağzı kanseri için önemli bir risk faktörüdür. Bu nedenle genital siğillerin yanı sıra diğer HPV tiplerinin varlığı için aşağıdaki testler yapılır:

Pap Smear Testi

Jinekolojik muayene sırasında vajinanın girişinden özel bir fırça veya spatul vasıtasıyla örnek alınır. Acısız bir işlemdir. Rahim ağzında hücresel değişiklik olup olmadığı belirlenir. Smear testi tek başına kanser tanısı koyulmasında yeterli değildir. Smear testinin pozitif çıkması bir problem olduğuna ve tanıya yönelik testler yapılması gerektiğine işaret eder.

HPV DNA testi

Pap smear’in anormal çıkması durumunda, HPV’nin kansere neden olma olasılığı araştırılır.

Kolposkopi

Vulva, vajina ve serviksin ışıklı büyüteçle incelenmesidir.

Servikal Biyopsi

Rahim ağzından doku alınarak kansere neden olabilecek hücre değişimleri araştırılır.

Tedavi Yöntemleri

Genital Siğillerin Tedavi Yöntemleri

HPV enfeksiyonunu vücudunuzdan atacak bir tedavi yoktur. Ancak genital siğiller aşağıdaki yöntemlerle yok edilebilir. Tedavide sadece siğillerin yok olması değil, siğilin bulunduğu dokunun tamamen temizlenmesi amaçlanır.

Genital siğiller krem, kriyoterapi (yakma) ya da dondurma, siğil büyükse cerrahi ile tedavi ediliyor.

Kremler 

Bunlar siğil dokusunu kimyasal olarak yakarak tedavi sağlayan ilaçlardır.

Kriyoterapi

Bu, siğilin sıvı nitrojen püskürtülerek dondurulması ve dağılmasını sağlar. Anestezi gerektirmez.

Elektrokoterizasyon

Siğillerin elektrik akımı yoluyla yakılmasındır, lokal anestezi ile o bölge uyuşturularak işlem yapılır.

Genital Siğillerin Cerrahi Tedavisi

Genellikle anestezi altında yapılır ve cerrah tarafından siğiller tek tek ameliyatla temizlenir. Tedavideki esas hedef, siğillerin bulundupu taban dokunun tamamen yok edilmesidir.

Tüm bu tedavi yöntemleriyle mevcut siğiller iyileşir. Ancak taşıyıcılık yıllarca devam edebilir. Bu yüzden kişinin immün sistemindeki değişikliklere bağlı olarak siğiller tekrar çıkabilir.

4oUh5Osz

Polikistik Over Sendromu

Son yıllarda görülme sıklığı artan “Polikistik Over Sendromu (PKOS)”, doğurganlığı olumsuz etkileyen ve pek çok farklı hastalığın oluşumuna da zemin hazırlayan bir kadın hastalığı ve aynı zamanda bir endokrin hastalıktır. Özellikle üreme çağındaki kadınlar arasında yaygın olarak görülen polikistik over; yumurtlama bozukluğu oluşumuna neden olarak kısırlığa zemin hazırlar. Ayrıca tedavi edilmemesi durumunda ilerleyerek hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları gibi pek çok ikincil hastalığa da yol açar.

Polikistik Over Sendromu nedir?

Yumurtalıklarda küçük ve iyi huylu çok sayıda kistin oluşumu şeklinde gelişen polikistik over, adet düzenliği ile birlikte kendini belli eden, buna ek olarak kilo artışı, vücut genelinde tüylenme, sivilce oluşumu gibi pek çok şikayetin oluşumuna neden olan bir kadın hastalığıdır. Yumurtalıklarda oluşan kistler nedeniyle yumurtlama düzeninin bozulması nedeniyle bu hastalığa sahip olan kadınlarda çocuk sahibi olamama sorunu sıklıkla gözlenir. Yumurtalıklardaki çok sayıdaki kist, hormonal yapıyı bozarak tüylenmeye ve sivilce oluşumuna neden olur. Dış görünüşü bozarak yaşam kalitesini ve dış görünüşü olumsuz yönde etkileyen bu hastalık, psikolojik sorunları da beraberinde getiren ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık türüdür.

Ciddi bir hastalık olan polikistik over sendromu uzun bir süre boyunca tedavi edilmez ise karaciğer yağlanması, diyabet, hipertansiyon, metabolik sendrom, kısırlık, depresyon ve anksiyete bozuklukları, hipertansiyon, uyku apnesi gibi pek çok önemli soruna yol açabilir. Bu nedenle bu hastalığa sahip olan kişilerde tedavi sürecinin derhal başlatılarak hızlı bir şekilde kilo kaybının sağlanması ve hormon seviyelerinin kontrol altına alınması gerekir.

Polikistik Over Sendromu belirtileri

Hastalık başlangıç döneminde çoğunlukla belirti vermemekle birlikte süreç ilerledikçe birtakım semptomlar ile kendini göstermeye başlar. Semptomlar kişiye bağlı olarak değişse de çoğu kadında görülen ortak belirtiler şu şekilde sıralanabilir:

  • Adet düzensizliği
  • Kilo artışı
  • Tüylenme
  • 2 adet döngüsü arasında görülen kanamalar
  • Kilo alma
  • Çocuk sahibi olamama
  • Yüz ve sırtta sivilcelenme
  • Seste kalınlaşma
  • Göğüslerde büyüme, küçülme ve hassasiyet
  • Saç dökülmesi
  • Ciltte lekelenmeler

Yukarıda belirtilen semptomlar polikistik over sendromunun sıklıkla görülen belirtileri olup bilinen en yaygın semptomu adet düzensizliğidir. Özellikle 13-19 yaş arası genç kızlarda ilk adetten birkaç döngü sonrasında adet görememeye başlama, aşırı kıllanma ve sivilcelenme şeklinde kendini gösteren hastalık, daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir.

Polikistik Over Sendromu neden olur?

Polikistik over sendromunun sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte ortaya çıkışında genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu bilinmektedir. Hastalığın oluşumunda ailesel yatkınlık önemli bir rol oynar. Ailesinde polikistik over öyküsü bulunan bireylerin bu hastalığa yakalanma olasılığı, diğer bireylere oranla oldukça fazladır. Buna ek olarak obezite de bu hastalığın oluşumuna zemin hazırlayan faktörler arasında yer alır. Fazla kilo ve buna bağlı olarak oluşacak insülin direnci, hiperinsülinemiye (kanda insülin hormonu düzeyinin yükselmesi) neden olur ve bu da vücutta androjen hormonu sentezini artırır. Sonuç olarak cinsiyet hormonlarının vücuttaki dengesi bozularak yumurtlama bozuklukları ve anovülasyon olarak adlandırılan yumurtlayamama problemi ortaya çıkar. Yumurtlama düzeninin bozulması ile yumurtalıklarda kist oluşumu gözlenir ve bu durum ilerleyerek polikistik over sendromu tablosunun ortaya çıkmasına yol açar.

PKOS hastalığının nedenlerinden bir tanesi de birtakım zararlı kimyasal maddelere maruz kalmaktır. Bazı tarım ilaçları, dioksinler, fitoöstrojenler, BPA, Bisfenol A, DBP gibi birtakım kimyasallar, vücuttaki hormon üretimi sürecine etki ederek hormonal dengenin bozulmasına yol açabilir. Bu nedenle bu tarz kimyasal maddelere maruz kalmanın polikistik over sendromu da dahil olmak üzere pek çok hastalığın görülme olasılığını artırdığı düşünülmektedir.

Polikistik Over Sendromu tanısı nasıl konulur?

Polikistik over sendromunda tanı; klinik bulgular, radyolojik görüntüler ve hastanın öyküsü detaylı bir şekilde incelenerek konulur. Normalden erken veya geç adet olma, adet görememe (amenore), sesin kalınlaşması, tüylenme, aşırı saç dökülmesi gibi sorunlardan bir veya birkaçının görüldüğü hastalarda pelvik veya vajinal ultrasonografi eşliğinde yumurtalıklar ve rahim detaylı bir şekilde incelenir. Adetin 3. gününde yapılacak kan testi sonucunda hormon düzeyleri ölçülerek tüm bu tanı testlerinin ışığında hastalığın tanısı konulabilir. Hastalığa sahip bireylerde özellikle hormon testinde yumurtlama döngüsünü düzenleyen FSH ve LH hormon seviyelerinin normalin dışında olduğu, östrojen hormonu düzeyinin düşük, erkeklik hormonu düzeylerinin normalden yüksek olduğu görülür. Yumurtlamayı sağlayan hormon seviyesinin yumurtayı büyüten hormonun seviyesine olan oranının 3 ve üzerinde olduğu durumlarda da hastanın polikistik over sendromuna sahip olduğu düşünülebilir. Hastalığın tanısı ve takibinde ultrasonografi de büyük önem taşır.

PKOS hastalığında yumurtlamanın olmamasının (anovülasyon) temel nedeni, yumurtaların bozulmuş hormon seviyelerinden dolayı olması gerektiği gibi gelişemeyerek yumurtalık çeperinde birikmesi ve kistleşmesidir. Ultrasonografide çoğunlukla bir yumurtalığın veya her iki yumurtalığın multikistik görünümde olduğu gözlenir. Hastalığın tanısının koyulabilmesi için tek bir yumurtalığın bu görünümde olması yeterlidir. Yapılan tüm tanı testlerinin sonucunda PKOS tanısı konan bireylerde hastalığın şiddeti hafif, orta veya şiddetli şeklinde seviyelendirilerek hastanın sonraki dönemdeki takibi ve tedavisi, hastalığın şiddeti göz önünde bulundurularak planlanmalıdır.

Polikistik Over Sendromu tedavi yöntemleri nelerdir?

Polikistik overde tedavi, endokrin uzmanı ve kadın hastalıkları ve doğum doktoru tarafından kişiye özgü şekilde planlanır. Tedavi sürecinde hastalıkla mücadelenin yanı sıra hastalığın yol açtığı ikincil problemlerin ortadan kaldırılmasına yönelik farklı tedavi yöntemlerinden de yararlanılır. Öncelikle kan dolaşımında normalin üzerinde seyreden erkeklik (androjen) hormonlarının seviyesinin düşürülmesine yönelik antiandrojen ilaç tedavilerinden yararlanılabilir. Diyetisyen tarafından hazırlanacak olan kişiye özgü polikistik over sendromu diyeti ile kişinin ideal kilosuna inmesi sağlanarak insülin direncinin azaltılması hastalığın seyrini iyileştirmede en önemli tedavi ilkelerinden bir tanesidir. Halihazırda hastada insülin direnci var ise oral antidiyabetik ajanlar kullanılarak kandaki şeker ve insülin hormonu düzeylerinin normale indirgenmesi hastada hormon seviyelerinin düzeltilebilmesi adına oldukça önemlidir.

Adet düzeninin sağlanmasına ve hastalığın yol açtığı tüylenme (hirşutizm) ve akne gibi sorunların önlenebilmesi için çoğu zaman doğum kontrol haplarından faydalanılır. Bu tedavi yöntemi aynı zamanda rahim iç tabakası olan endometriumun aşırı kalınlaşması ve buna bağlı olarak oluşabilecek farklı hastalıkların önlenmesine de katkı sağlar. Polikistik over sendromu ve saç dökülmesi de birbiri ile ilişkili olan sorunlar olduğundan gerekli görüldüğünde vitamin ve mineral takviyeleri, doğal içerikli şampuanlar ve saç ekimi tekniklerinden faydalanılabilir. Ortaya çıkan akne problemi için antibiyotikler ve sivilce kremleri, tüylenme sorunu için lazer epilasyon tekniklerinden yararlanılabilir. Çocuk sahibi olmak isteyen kişilerde ise yine hastalığa yönelik uygulanacak olan uygun tedavilerin yanı sıra yumurta gelişimini sağlamaya yönelik birtakım ilaç tedavileri uygulanabilir. Hastada uygulanacak olan tedavi; tamamen hastada gelişen komplikasyonlara, hastalığın evresine, yol açtığı ikincil sorunlara ve hastanın genel yapısına uygun olacak şekilde hekim tarafından kişiye özel olarak planlanmalıdır.

Birçok hastalıkta olduğu gibi polikistik over sendromunda da hastalığın erken dönemde teşhis edilmesi, tedavi planının hastalığın evresine uygun olarak yapılması ve hastalığın ilerleyişinin durdurulmasına yönelik önlemler alınması kişide hastalığın yol açacağı sorunların önüne geçilmesi adına oldukça önemlidir. Polikistik over sendromlu hamile kalabilir mi, bu hastalık çocuk sahibi olmaya engel midir gibi sorular hastaların kafasını en çok karıştıran sorulardır. Özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kişilerde doğru bir tedavi sürecinin sonucunda bu hastalığın tamamen kontrol altına alınabilmesinin mümkün olduğu ve bu şekilde kısırlığın önlenebileceği unutulmamalıdır. Yukarıda verilen bilgiler ışığında eğer siz de PKOS hastasıysanız veya bu hastalığa sahip olabileceğiniz ihtimali üzerinde duruyorsanız derhal bir sağlık kuruluşuna başvurarak gerekli tanı testlerini yaptırabilir, tedavi sürecinize hemen başlayarak yaşam kalitenizi yükseltebilirsiniz.

rahim-agzi-tedavi-yontemleri

Rahim Ağzı Yarası

Aslında böyle bir sınıflama yok ancak halk arasında ektropionu anlatabilmenin beklide kolay yolu diye yaygın bir kullanımı var. Rahimağzının dış yüzeyini oluşturan skuamöz hücrelerin kısmen ya da tamamen yokluğu servikal erozyon ya da halk arasında söylendiği şekli ile rahim ağzında yara olarak adlandırılır. Normalde olması gereken skuamöz epitelin yerini rahim ağzı kanalının (endoservikal kanal) içinden gelen kolumnar hücreler almıştır. Endoservikal kanalı oluşturan doku daha kırmızı ve hassas olduğundan ve muayenede yara ve iltihaplı bir doku şeklinde görüldüğünden erozyon ya da yara seklinde tanımlanmaktadır. Gerçekte ise bir doku kaybı yani yara olmayıp sadece faklı hücrelerin olmamaları gereken yerde bulunmaları söz konusudur. Günümüzde ise bu durumun yanlış anlaşılmalara neden olabilen erozyon (yara) yerine kırmızı plak şeklinde tercüme edebileceğimiz eritroplaki olarak tanımlanması önerilmektedir. Bu terimlerin dışında rahim ağzı kanalının dışa doğru dönmesi anlamına gelen ektropion ya da eversiyon terimleri de kullanılabilmektedir.

Bu dokunun daha kırmızı görünmesinin nedeni dokuyu oluşturan hücre tabakasının yassı epitel gibi çok katlı olmamasıdır. Silindirik epitel daha ince tabakalardan oluştuğu için altta kalan kan damarları yüzeye daha yakın ve daha belirgindir. Doku daha kırılgan olduğundan kolayca kanayabilir ve enfeksiyonlara daha açıktır.

Neden oluşur?

Bu duruma yol açan nedenler tam olarak bilinmemekle birlikte cinsel ilişki sırasında penisin yarattığı, ya da tampon vb kullanımının yol açtığı travmanın risk faktörü olduğu kabul edilir. Benzer şekilde bazı vajinal enfeksiyonlar ve sperm öldürücü ilaçlar, kremler ve prezervatif üzerindeki kimyasal maddeler de kırmızı plaklara neden olabilir. Bunlar dışında kadının hormonal durumu da endoservikal dokunun dışa dönmesine neden olabilir. Çocuklarda, hamile kadınlarda ve doğum kontrol hapı kullananlarda saptanması normaldir.

Ancak pekçok kadında altta yatan herhangi bir neden ya da risk faktörü saptanamaz.

Belirtileri nelerdir? Korkmalımıyım?

Eritroplaki hastaların çok büyük bir kısmında hiçbir belirti vermez ve muayene sırasında rahim ağzı spekulum ile gözlenirken ya da rutin kontroller sırasında smear alınırken fark edilir. Bununla birlikte en sık karşılaşılan yakınma akıntıdır. Dışa doğru dönmüş hücreler salgı yapmaya devam ettiğinden vajinal akıntı olabilir. Bu akıntı kokusuz, şeffaf, beyaz ve sümüğümsü bir akıntı olabileceği gibi enfeksiyon varlığında iltihabi ve kötü kokulu da olabilir.

Bir diğer bulgu anormal vajinal kanamalardır. Doku kırılgan olduğundan cinsel ilişki sırasında temas ile kanamalar olabilir. Bu kanamalar ilişki sonrası lekelenme ya da kanama şeklinde kendini gösterir ve postkoital kanama olarak adlandırılır. Eritroplaki varlığında ilişkiden ve adet kanamasından bağımsız lekelenmeler ve ara kanamalar da görülebilir.

Hayır korkmanıza gerek yok, ektropion ya da halk arasında söylendiği şekliyle rahim ağzında yara kolay tedavi edilebilen ve tedaviye iyi yanıt veren bir durumdur.

Tanı

Eritroplakinin tanısı muayene ile konur. Muayene sırasında mutlaka smear testi yapılmalı ve kanser öncülü hücresel değişimlerin olmadığı gösterilmelidir. Şüpheli durumlarda mutlaka kolposkopi ve biopsi yapılmalıdır.

Tedavi

Bu durum çoğu zaman kendiliğinden iyileşir. Altta yatan enfeksiyon, travma, kimyasal madde gibi bir neden saptandığında bu durumunun giderilmesi lezyonun da tedavi edilmesini sağlar. Bir neden bulunamayan ve takiplerde kendiliğinden geçmeyen olgularda, hastanın kanama ve akıntı yakınmalarının yoğun olduğu durumlarda ise yakma (koterizasyon), dondurma (kriyoterapi) gibi yöntemler kullanılabilir.

m_PgIa5U

Jinekolojik Kanserler

Jinekolojik Kanserler Nelerdir?

Kadın vücudunda görülen kanser türleri olarak tanımlanabilen jinekolojik kanserler, temelde kadın üreme organları ile ilişkilidir. Günümüzde en sık görülen jinekolojik kanser türleri, rahim, yumurtalık ve rahim ağzı kanserleridir. Erken tanının önemli olduğu her üç kanser türünde de cerrahi tedavi seçeneğinin yanı sıra kemoterapi ve radyoterapi gibi ek tedavi yöntemleri de uygulanır. 

Sık görülen bu 3 kanser türünde de tedaviye olumlu yanıt alma oranı yüksektir. 

Jinekolojik kanserlerin belirtileri yumurtalık, rahim, rahim ağzı gibi kaynaklandıkları organlara göre farklılık gösterir.  Tanı çalışmaları da etkilenen bölgeye yönelik olarak

·    jinekolojik muayene, radyolojik tetkikler, ·    laboratuvar tetkikleri olarak gruplanabilir.Tanı konduktan sonra her organın evrelemesi ve tedavi planlaması yapılır.

Jinekolojik Kanserlerin Risk Faktörleri Nelerdir?

Jinekolojik kanser türlerini tetikleyen pek çok faktör bulunur. 
·    Aile öyküsü, ·    hiç doğum yapmamış olmak, ·    cinsel yolla bulaşan hastalıklar geçirmek, ·    kilolu olmak, ·    düzenli jinekolojik muayeneye gitmemek,·    sigara kullanmak, kişinin kadın kanserlerine yakalanma olasılığını artıran etkenlerin bir kısmıdır. 

Rahim Kanseri 

Tıp dilinde endometrium kanseri olarak tanımlanan rahim kanseri, jinekolojik kanser türleri içinde en sık karşılaşılan kanser türüdür. Hastalık hemen her yaş grubunda görülebilse de 55 yaş ve üzeri kadınlar arasında daha yaygındır. Rahim, her ay âdet döngüsü içinde bir miktar kalınlaşarak olası gebeliğe karşı kendini hazırlar. 
Gebeliğin oluşmadığı durumlarda ise hormonların etkisiyle pul pul dökülerek incelir. Rahmin kalınlaşan ve incelen bu iç kısmı endometrium olarak adlandırılır. Endometrium kanserine yol açan, bu dokuya ait hücrelerdir.

Rahim Kanseri Neden Olur?
Endometrium kanserinin neden oluştuğu tam olarak açıklanamasa da âdet döngüsü boyunca rahim duvarının kalınlaşıp incelmesini sağlayan östrojen ve progesteron seviyelerindeki değişimlerin rahim kanserini tetiklediği düşünülür. Kişide rahim kanseri görülmesini etkileyen risk faktörleri bulunur. Jinekolojik kanser risk faktörleri kapsamında da değerlendirilebilen bu risklerin bir kısmı şu şekilde sıralanabilir:
·    Aile öyküsü,·    İleri yaş,·    İlk âdet kanamasının erken yaşta başlaması,·    Geç menopoz,·    Hiç doğum yapmamış olmak,·    Kısır olmak,·    Obezite,·    Diyabet,·    Polikistik over sendromu.


Rahim Kanseri Belirtileri Nelerdir?
Endometrium kanserinin belirtilerinden en yaygın olanı vajinal kanamadır. Âdet döngüleri arasında kanama olması ve kanama miktarının fazla olması sık görülen rahim kanseri belirtilerindendir. Menopoz döneminde vajinal kanama olması da yüksek ihtimalle rahim kanseri varlığını işaret edebilir. Bunların yanı sıra pelvik bölgede ağrı, karın ağrısı, şişkinlik hissi gibi semptomlar da rahim kanseri belirtileri arasında yer alır.


Rahim Kanseri Tanı ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Rahim kanseri tanısı için vajinal ultrason, histeroskopi, küretaj yöntemi ile alınan dokunun patolojik açıdan değerlendirilmesi, BT ve MR gibi pek çok yöntemden faydalanılır. Rahim kanseri tedavisi ise kanserin türü ve evresine göre farklı şekillerde düzenlenir. Cerrahi yöntemin yanı sıra, hormon tedavisi, kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavi seçeneklerinden biri ya da birkaçı uygulanabilir.

Yumurtalık Kanseri 

Jinekolojik kanser türleri arasında sık görülen bir diğer kanser türü, yumurtalık kanseridir. Hemen her yaş grubunda ortaya çıkabilen hastalığın ortalama görülme yaşı 63’tür. Tıpta over kanseri olarak da tanımlanan bu kanser türü, çoğunlukla pelvis bölgesine ve karın içine yayılana kadar belirtiye neden olmaz. Yumurtalık kanseri, epitelyal (yumurtalığın dış kısmındaki hücrelerden kaynaklı), germ hücreli (yumurta üreten hücrelerden kaynaklı) ve stromal (hormon üreten hücrelerden kaynaklı) tümörlerden oluşur.


Yumurtalık Kanseri Neden Olur?
Yumurtalık kanserinin neden kaynaklandığı henüz tam olarak anlaşılamasa da over kanserini tetiklediği düşünülen bazı risk faktörleri bulunur. Genetik faktörler başta olmak üzere hormonal ve çevresel faktörler, yumurtalık kanseri nedenleri arasında sıralanabilir. Yumurtalık kanserine neden olan etkenlerin bir diğer kısmı şu şekilde sıralanabilir:
·    Ailede meme ve / veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunması·    Yumurtlamayı artıran ilaçların kullanımı·    Hiç gebe kalmamış olmak·    Uzun süreli doğum kontrol hapı kullanımı·    Obezite·    İleri yaş


Yumurtalık Kanseri Belirtileri Nelerdir?
Yumurtalık kanseri, ileri aşamalara kadar belirti göstermez. Var olan belirtiler ise çoğunlukla kişiye özeldir. Ancak karın ağrısı, mide rahatsızlıkları, şişkinlik gibi semptomlar, yumurtalık kanseri belirtileri arasında sıralanabilir. Hastalığın ileri safhalarında, ele gelen kitle, karında sıvı birikmesi, basınç hissi, idrar ve bağırsak problemleri görülür. Vajinal kanama, âdet düzensizliği, menopoz sonrası kanama, kilo kaybı, kasık ağrısı, iştah kaybı, gaz, bulantı, sık idrara çıkma ihtiyacı gibi semptomlar da over kanseri belirtileri arasında sıralanabilir.


Yumurtalık Kanseri Tanı ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Yumurtalık kanserinin erken dönemde fark edilebilmesi için rutin olarak jinekolojik kontrollerin yapılması önemlidir. Yapılan kontroller sırasında kitlenin fark edilmesi, erken tanıya olanak tanır. Hastalığın tanısı için pelvik muayene, ultrasonografi, BT, MR, kan testleri ve patolojik inceleme gibi yöntemlere başvurulur. Yumurtalık kanseri tedavisi için cerrahi yöntemlerin yanı sıra kemoterapi ve radyoterapi uygulamalarından faydalanılır.

Rahim Ağzı Kanseri 

Tıp dilinde serviks kanseri olarak da tanımlanan rahim ağzı kanseri, nedeni bilinen ve önlenebilen bir hastalıktır. Rahmin, vajinaya bağlandığı kısım olarak açıklanabilen rahim ağzında oluşan kanserlerinin %99’unda etken, HPV’dir (human papillomavirus, insan papilloma virüsü).


Rahim Ağzı Kanseri Neden Olur?
HPV, rahim ağzı kanserine yol açan etkenlerin başında yer alsa da bu virüs, serviks kanserinin tek nedeni değildir. HIV gibi enfeksiyonlar da rahim ağzı kanserine neden olabilir. Rahim ağzı kanseri için risk faktörlerinin bir kısmı şu şekilde sıralanabilir:
·    Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar·    16 yaşından önce cinsel açıdan aktif olmak·    Uzun süreli doğum kontrol hapı kullanımı·    Bağışıklık sistemini baskılayan ilaçların kullanımı·    Yüksek doğum sayısı·    Dengesiz beslenme·    Sigara kullanımı


Rahim Ağzı Kanseri Belirtileri Nelerdir?
Rahim ağzı kanseri pek çok belirtiye yol açabilir. Ara kanama, cinsel ilişki sırasında ağrı, cinsel ilişki sonrasında kanama, kötü kokulu vajinal akıntı, menopoz sonrası kanama, bacakların birinde ya da her ikisinde şişkinlik ve idrar sırasında ağrı, serviks kanseri belirtileri olarak sıralanabilir.


Rahim Ağzı Kanseri Tanı ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Düzenli olarak yapılan rahim ağzı taraması, rahim ağzı kanserinin tanısın erken dönemde koyulmasını sağlar. HPV testi, pap smear testi gibi yöntemler, rahim ağzı kanserinin tanısında kullanılan yöntemlerin başında yer alır. Serviks kanseri tedavisi de jinekolojik kanserler tedavi yöntemlerine benzer niteliktedir. Cerrahi girişimlerin yanı sıra kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavi yöntemlerine rahim ağzı kanserinde de sıklıkla başvurulur.